Sevgili Yaşam Dostları, yeni bir haftadan merhaba,
Profesyonel koçluk yolculuğuma başladığımdan beri sürekli düşüncelere dalıyorum. Yaşamın algoritmasını anlamaya yönelik düşünceler bunlar. Bu konudaki merakımın haddi hesabı yok, sonsuz.
Sıklıkla karşılaştığım, eminim sizin de duyduğunuz, bir konu var. Anda kalmak. Bunun hakkında epey kafa ve yürek yordum, nasıl yapacağıma dair. Zira an dediğimiz zaman biriminin saatlerde görünülürlüğü yok. Saymaya kalksak sayamıyoruz. Dokunmak istesek yakalayamıyoruz, kaçıveriyor. Dolayısıyla uzun süre anı nasıl bulup orada nasıl kalacağımı bilemedim.
Ancak şimdi sanırım buldum.
An, iki düşünce arasındaki boşlukta var.
Düşünmeye ara verdiğiniz o boşlukta, zihninizin esaretinden kurtulur ve içinde bulunduğunuz ana koşulsuzca şahitlik etmeye başlarsınız.
An, bir saniye de sürebilir, bir saat de bir yıl da. Dolayısıyla an, bir zaman birimi değil, zihni koşturmacaya ara verme ve etrafında ve kendinde olan biteni görme hali.
An; bir saniyeliğine sevdiceğinizin gözlerinden size doğru akan aşk dolu bakışlarda da olabilir veya çocuklarınızla geçirdiğiniz bir saatlik kahkaha ve şaka dolu bir alanda da olabilir veya koşturmalarınıza mola verip bir yıl çıkacağınız kafa tatilinde de olabilir.
Anlatabildim mi?
An, iki düşünce arasına boşluk koyup es verdiğiniz her yerde yaşanabilir.
Ohh, nihayet buldum!
“Sonsuza dek mutlu yaşamak ancak anbean mümkündür.” Margaret Bonnano
Sevgiyle kalın,