İçimizde bu akla hizmet eden, kendi tabirleriyle: “Ne idüğü belirsizler” oldukça…

Ve halen bu cennet vatanın; havasını soluyorsa, suyunu içiyorsa, ekmeğini yiyorsa…

Ve kafasınca ahkâmlar kesebiliyorsa…

Vay cennet ülkemin haline…

Şeyh efendi, müritlerine:

Sanki dışındaymışlar gibi, “devlet kontrol mekanizmaların içinde olmalıyız…”

“Sarık ve cübbeyle ilgili; “hele İslam Devleti olalım en güzel sarıkları biz saracak, en güzel cübbeleri biz giyeceğiz…”

“Vakit gelir, biraz sabredin. “O kisveyi taşıyacağım diye devletten, hizmetten, ticaretten kopmak yok.”

“Ne idüğü belirsizler karar mekanizmalarına geçince Müslümanlar sıkıntı çekiyor.”

Diyor, diyebiliyor!

15 Temmuz sonrası, “1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu. 2. Osmanlı kuruluyor…”

Diyor, diyebiliyor!

Şeyh efendi için medeni âlem neymiş, demokrasi neymiş, cumhuriyet neymiş, insan haklarına saygı neymiş…

Utanma, sıkılma, adap, erkan nar-namus neymiş…

Umurunda değil…

Küflenmiş beynindeki küfün biraz açılır gibi olması üzerine baş aşağı sıralamış sapık düşüncelerini…

Bu tür düşünceler cumhuriyet ve cumhuriyet değerlerimiz saldırı değil mi?

Bu ve buna benzer saldırılara maruz kalan hür düşünceli, demokrat insanlar bu tür sapık düşüncelerden, saldırılardan nasıl korunmalı?…

Tek dertleri Atatürk ve inkılâpları olan bu insanlara bu günün demokrat, hür ülke gerçekleri nasıl ve kimler tarafından anlatılmalı?

Dedik…

Ve…

Bu sapık düşüncenin altında yatan ve de hayâsızlığı, utanmazlığı ayyuka çıkan, çıktığı içinde tutuklanan ve koruması altında olduğu kimileri tarafından dahi gözden çıkartılarak:

“ Allahın bizlere en değerli emaneti olan çocuklarımız, güvenli ve huzurlu bir ortamda büyümeyi, her türlü ihmal ve istismardan korumayı hak etmektedir. Bu nedenle çocuk istismarıyla, masum yavrularımıza uzanan şeref yoksunu, hain ve zalim ellerle mücadele etmek hepimizin vazgeçilmez görevidir.”

Fetvası veriliyor…