Özgür ZOR

Özgür ZOR

Mail: [email protected]

“YEŞİL ELBİSE”

“YEŞİL ELBİSE”

Düşün

“YEŞİL ELBİSE”

Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.

“-Gel seni camiye götüreyim”, dedim. “Bugün Cuma biliyorsun.”

“-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun,” dedi.

“-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.”

“-Ne bileyim olmuyor işte”, dedi. “Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.” Gayri ihtiyari gülmeye başladım.

“-Herhalde şaka yapıyorsun”, dedim. “Bunun için cami terk edilir mi?”

“-Ciddi söylüyorum”, dedi. “Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.”

Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

“-Peki”, dedim. “Hayatında hiç camiye gitmedin mi?”

“-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim”, dedi. “Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.”

Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.

Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:

“-Hani”, dedim. “Camiye gelmeyecektin?” Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.

Bir gün hepimiz gideceğiz bu dünyadan. Belki yeşil örtü altında belki de çok feci bir durumla, bir patlamayla, etlerimizin parçalarını bile ayıramayacaklar. Rabbim ölümünde hayırlısını versin, ölenlere de rahmet versin. Biri öldü diye bu hikayedeki şahıs gibi davranmak yerine giden din kardeşimizin ardından dua etmek lazım. Gün gelecek ölüm bizim de kapımızı çalacak.

 

//

Hisset

 

SEN Kİ ANLARSIN

 

Kendini bir suyun akışında

Ve suları kendi bakışlarında

Bulabilenler bilir bu türküyü.

Sen ki anlarsın

Bir türkü uğruna

Çileler çektin yıllar boyu.

Soluğunda

Yaban menekşelerinin kokusu.

Gözlerinde

Serin pınarların uğultusu.

Dağlar seni yaşardı her gün

Ormanlar sıcak dostluğunu.

 

Ne zaman çatlasa bir kaya

Bir çığlık düşse sulara

Irmaklar

Adını çizer toprağa.

değil mi ki

Hep o yangınların adına

Adına belasına

Özlemi duyulunca özgürlüğün

Öfkesini göklere çalan

Bir şimşek gibi dalardın yaşama.

 

Sen ki anlarsın bu yaşamı

Aşklar şimdi hücrelerde tutsak

Düğünler kelepçeli

Doğumlar

Ve çocuklar zindanlarda.

Bunları nasıl anlatayım sana

Bu türküleri nasıl çağırayım

Bu ninnileri nasıl.

Ölüme

Kapkara bir kaygu değil artık

Bembeyaz

Bir kitap diyoruz koltuğumuzda.

Kitapların göğüslerinde kan

Bu kanı nasıl okuyayım sana.

Şimdi devleşen bir öfkenin

Ve sınırlar ötesi bir özlemin

Bildirisi okunurken her gün

Her saat, her dakika,

Can çekişen

Bir çağı yaşıyoruz dünyada.

 

Sen ki anlarsın bu yaşamı

Okul yolunda telaşlı bir öğrenci

Bir grev sözcüsü işyerinde

Okunan kitap

Yazılan defter

Yükselen bilinç

Ve eriyen cevher

Şimdi sabahın ala şafağında

Doludizgin

Bir at gibi giriyor sulara.

 

Adnan YÜCEL

 

//

Gülümse

İşe Yarıyor mu?

Kadın kocasına reklamlarda kilo verdirdiği söylenilen vücuda yapıştırılan bantların işe yarayıp yaramadığını sordu;

-“Gerçekten zayıflatıyor mu bunlar?” diye.

-“Kesinlikle..” dedi kocası, “Tabii ağzının tam ortasına yapıştırırsan

 

//

Kulağına küpe olsun

Kötülük dünyada değil, kişinin yüreğindedir.

 

Gabriel G. Marquez

Facebook Yorum

Yorum Yazın