Nil Akan

Nil Akan

Mail: [email protected]

Yaşamın Anlam ve Amacı Üzerine - Yaşamın Yararlı Tarafında Kalabilme Gücü

Sevgili Dostlarım,

Yaşamın anlam ve amacını keşfetme yolculuğumuza devam ediyoruz. Bugünkü yazımda yaşamın yararlı tarafında kalabilmenin öneminden bahsedeceğiz.

Başlamadan evvel, yaşam amacımızı nerede bulabileceğimizi tekrar hatırlayalım. Yaşam amacımız, yani bu yaşamdaki var oluş sebebimiz, yaşama fayda sağlayacağımız tarafta. Yaşama zarar veren, içinde yaşadığımız toplumu hiçe sayan bir yaşam üslubu edindiğimizde yaşam amacımızdan uzaklaşıyor ve huzurumuzu yitiriyoruz. Ailenin toplumun en küçük birimi olduğunu düşünürseniz yaşam amacınızı ailenize katkı sağlayarak gerçekleştirmeye başlayabilirsiniz. Daha sonra etki ettiğiniz halka genişleyecek, içinde yaşadığınız bina, mahalle, şehir, ülke ve hatta dünyaya kadar uzanabileceksiniz. Yeter ki yaşamın yararlı kısmında durun, yaşama zarar veren kısma geçmeyin.

Ancak bu her zaman kolay olmayabiliyor. Alfred Adler’in Yaşamın Anlam ve Amacı kitabına göre nevrozlu bir insanı sağlıklı bir insandan ayıran yegane gösterge, kişinin yaşamın yararlı tarafında kalabilme gücü.

İnsanın içinde yaşadığı toplumla yeterince uyum sağlayamadığı ya da üstesinden gelecek donanıma sahip olmadığı bir güçlük karşısında aciz kaldığı durumlarda aşağılık kompleksi baş gösterir. Bu tanıma göre öfke aşağılık kompleksinin bir dışavurumu olabileceği gibi gözyaşları ile kendini bağışlatma isteği de yine böyle bir kompleksin dışavurumu olabilir. Aşağılık duygusu organizmada bir gerilime yol açacağı için kişi üstünlük duygusu ile ters yöne doğru harekete geçip aşağılık duygusunu bastırmaya çalışır. Ancak bu hareket sorunun çözümü yönünde bir devinim değildir. Yani üstünlük duygusu sağlamaya yönelik devinim, yaşamın yararsız tarafında yer alır. Burada asıl sorun, kişinin güçlükler karşısında nasıl güçlü kalıp içinde yaşadığı topluma fayda sağlayacağını bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Toplumla ilişki kuramadığı için aşağılık duygusuna kapılan kişi hayatta adeta duraklama dönemine girer ve hatta güçlükler karşısında ezildikçe geriye gitmeye başlar.

Aşağılık duygusu patolojik bir nitelik taşımamaktadır. Aslında bu duygu, insanları durumlarını iyileştirmeye yönelten bir tetikleyicidir. Örneğin bilim dediğimiz şeyin oluşumunu sağlayan biricik koşul, insanların kendi bilgisizliklerini acı bir şekilde duyumsamalarıdır. Bilim, insanların durumlarını iyileştirmeye, evren konusunda daha çok bilgi edinip daha geniş çapta egemenlik kurmaya yönelik çabalarının sonucudur. Hatta Adler’e göre bütün uygarlığımızın temelinde insandaki bu aşağılık duygusu yatmaktadır.

İşte insandaki üstünlük amacının temelinde insanın kendisini yetersiz gördüğü alanları iyileştirme isteği ve yaşama yüklediği anlam yatar. Bu anlam sözcüklerle dile getirilemeyecek kadar derin ve soyuttur. Bu anlam kişinin yaşam üslubunda saklıdır. Yani kişinin yaşamının satır aralarında.

İnsan, yaşamının ilk 5 yılında yaşam amacını saptar. Bunu saptarken net bir matematiksel yöntemi yoktur. Karanlıkta el yordamıyla, yarı anlaşılmış duyguların yardımıyla tanımlar yaşam amacını. Yaşamdaki üstünlük amacı da buna benzer biçimde el yordamıyla ve tahminlerle saptanır; yaşama susamış, dinamik bir eğilimdir bu amaç, haritada belirlenmiş bir nokta gibi net olmamakla birlikte kuvvetli bir şekilde varlığını hissettirir.

Hiç kimse kendi yaşam amacını eksiksiz tanımlayacak şekilde tüm ayrıntıları bilemez. Mesleğiyle ilgili gerçekleştirmek istediği amacı konusunda bir parça daha net bir bilgiye sahip olabilir. Ancak meslek kişinin ulaşmak istediği güvenli ve üstün alana kişiyi götürecek araçlardan sadece biridir. Meslek dışında kişiyi istediği üstün konuma ulaştıracak, izlemesi gereken başka yollar da mevcuttur. Tüm bu yolların buluştuğu nokta topluma yarar ise kişi yaşam amacını dingin ve huzurlu şekilde, yaşamdan keyif alarak gerçekleştirebilir.

Toplumda iş bölümü için pek çok alan vardır. Her birimizin bu iş birliğine katılmayı hedeflemesi, yaşamın yararlı tarafına geçebilmemizi sağlayacak gücü göstermesi gerekir. Belirlediğimiz hedeflerde ve yöntemlerde bazı yanlışlıklar olabilir, hedeflerimiz ve yöntemlerimiz mükemmel olmayabilir. Örneğin bir yazar kitap yazabilmek için zaman zaman toplumdan kopup kendi içine kapanabilir. Bu ilk bakışta her ne kadar toplumsallıktan uzak bir yöntem gibi görünse de nihayetinde yazacağı kitabın toplumun gelişiminde fevkalade önemli yararları olabilir. Dolayısıyla yazarın kitabını yazarken kendisini toplumdan soyutlaması büyük bir hata sayılmaz. Katlanılabilir bir durumdur.

Toparlayacak olursak; hepimizin dünyaya gelişimizin ardında bir amaç saklı. Yaşam amacımız. Bu amacı gerçekleştirmek için yüzlerce yöntem belirleyebiliriz. Bu yöntemler, kendimizi eksik hissettiğimiz konuları geliştirip güçlü yönlerimizi parlatmaya yönelik olmalıdır. Eksikliklerimizden dolayı yaşama yüz çevirmek yerine tüm gücümüzle yaşama asılıp nasıl bir katkı sağlayabileceğimizin yollarını tespit etmeliyiz. Böylece yaşamda hedeflediğimiz güvenli ve üstün alana erişmenin yolu açılır. Amacımıza giderken belirlediğimiz yöntemler mükemmel olmayabilir. Ancak bizi topluma fayda sağlayacak tarafta tuttuğu sürece belirlediğimiz her yöntem bizi huzurlu ve dingin şekilde yaşam amacımıza götürecektir.

“Hayat olması gerektiği gibi değildir, olduğu gibidir. Onu değiştiren yaşama biçiminizdir.”
                                                           Mevlana

Sevgiyle,

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın