Nil Akan

Nil Akan

Mail: [email protected]

Yaşamın Anlam ve Amacı / Aileden Kaynaklanan Etkiler

Değerli Okurseverler,

Alfred Adler eşliğinde yaşamın anlam ve amacını arama çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün, yaşamımızda ailemizin etkisini irdeleyeceğiz.

Detaylara girmeden evvel ufak bir hatırlatma yapayım. Hepimizin yaşam amacı topluma katkı sağladığımız alanlarda saklı. Toplumun en küçük biriminin aile olduğunu düşünürsek ailemizin topluma fayda sağlama misyonumuzu gerçekleştirirken belki de en büyük etkiye sahip olduğunu varsaymamız yanlış olmaz.

Alfred Adler’e göre bir bebek doğduğu andan başlayarak annesiyle bağlantı içinde yaşar. Tüm devinimlerinin amacı bu bağlantıyı ayakta tutmaya yöneliktir. Aylar boyunca anne bebeğin yaşamında yeri doldurulamayacak bir role sahiptir. Bebeğin hayatta kalması anneye bağlıdır. Bebeğin ruhunda toplumsallık yeteneğinin ilk tohumları bu evrede yeşerir. Anne bebeğin etrafıyla ilişki kurmasını bu evrede sağlar. Yani anne toplumsal yaşam ile bebek arasındaki köprüyü oluşturur. Annesiyle veya anne işlevini üstlenen bir başkasıyla hiçbir bağlantı kuramayan bir çocuğun mahvolup gitmesi kaçınılmazdır.

Anneyle çocuk arasındaki ilişki öylesine içten, öylesine geniş kapsamlıdır ki ileriki yıllarda çocuktaki herhangi bir özelliği kesinlikle kalıtıma bağlamanın asla üstesinden gelemeyiz. Kalıtımla geçmiş olabileceğini sandığımız her eğilim, aslen çocuğa anne tarafından benimsetilmiş, anne tarafından talim ettirilmiştir. Annenin bu konudaki beceri ya da beceriksizliği, çocuğun varlığında saklı yatan tüm olanakları etkiler.  “Beceri”  sözüyle anlatmak istediğimiz, annenin çocukla el ele vererek onu toplumsal işbirliğine yatkın biri yapma yeteneğinden başka birşey değildir. Bu yetenek bir takım kurallarla anneye öğretilemez. Hayat annenin karşısına her daim çocuğuyla ilgili yeni durumlar çıkartır. Bu durumlarda anne çocuğunun gereksinimlerini görüp kavrayıp çocuğu için en doğru yönlendirmeyi yapmak durumundadır. Çocuğunu şefkatle izleyen, çocuğunun sevgisini kazanmak ve esenliğini sağlamak için uğraşıp didinen her anne söz konusu beceriyi gösterebilir.

Ne yazık ki günümüzde kadının annelik rolü çoğu kez ikinci derece önem taşıyor. Oğlanların kızlardan üstün tutulması, oğlanların yaşamda oynayacakları role kızlarınkinden daha üstün gözüyle bakılması durumunda kızların ileride kendilerini bekleyen ödevleri (annelik gibi) sevgi ile karşılamaması olasıdır, hatta doğal bir sonuçtur. Alt düzeyde bulunmaktan kimse memnuniyet duymaz. Oğlanların daha üstün tutulduğu ailelerde büyüyen kız çocukları, evlenip de kendi çocuklarını doğurma aşamasına geldiklerinde şu ya da bu şekilde söz konusu olan annelik görevinden yan çizmeye başlarlar. Çocukları olsa da, annelik görevini hayattaki öncelikli görevleri içinde görmedikleri için çocuklarına sağlıklı ve etkin yönlendirmelerde bulunmakta zorlanırlar. Belki de bu, toplumların en büyük sorunudur. Ve malesef bu sorunun üstesinden gelmek için herhangi bir adım atılmamaktadır. Tüm insanlığın esenliği aslen kadınların anneliğe karşı tutumuna bağlıdır. Hiçbir yerde kadının yaşamdaki rolüne gereken önem verilmemekte, gereken ehemmiyetle bu rol üzerinde durulmamaktadır.

Kadının aile içinde oynadığı role gereken önem verildiğinde evlilik yaşamında da uyum gelecektir. Kadın çocuk yetiştirmeye değerli bir uğraş gözüyle baktığında çocuğunu yaşama gerekli donanımla hazırlayabilecek ve çocuğunun topluma en üst seviyede katkıda bulunmasını sağlayabilecektir. Hayatta dikiş tutturamamış kişilerin yaşamını geriye doğru izlediğimizde hemen hemen her seferinde ödevlerini doğru dürüst yerine getirmemiş bir anneyle karşılaşırız. Zira anne çocuğu topluma katkı sağlayabileceği şekilde yönlendirmemiş ve donatmamıştır.

Yine de anneyi çocuğun başarısız hayatının tek sorumlusu olarak göremeyiz. Çocuğunu yetiştirirken annenin hayatına birçok kontrol dışı olay girebilir. Örneğin anne hastalanabilir veya yeterli maddi kaynakları olmadığından çocuğunu yeterince besleyemez. Burada önemli olan çocuğun tüm bu başına gelenler karşısında takınacağı tavırdır. Büyürken ailenin maddi imkansızlıklarından dolayı yeterince beslenemeyen bir çocuğu düşünün. Bu çocuk iki farklı yaşam üslubu seçebilir: Çok çalışıp iyi bir meslek edinip hem kendisini hem ailesini geçindirecek maddi olanaklara kavuşabilir. Veya hırsızlık yapmayı seçerek başkalarının kaynaklarıyla beslenmeyi seçebilir. Çocuğun burada yapacağı seçimi, annesinin yönlendirmesi ve öğretileri son derece etkileyecektir.

Anne-çocuk ilişkisi hakkında kitapta anlatılan daha epey ayrıntı var. Yerim kısıtlı olduğu için hepsini buraya taşıyamadım. Ancak özetleyecek olursak; anne-çocuk ilişkisi, çocuğu hayata hazırlayan en önemli, biricik ilişkidir. Annenin bu ilişkiyi layikiyla yerine getirmesi; çocuğunu yetiştirirken çocuğuyla olduğu kadar eşiyle ve içinde yaşadığı toplumla da ilişkilerini dengeli ve verimli bir üslupta sürdürmesi kritik önemdedir. Bu anneliğin en büyük sınavı ve en önemli başarı anahtarıdır.

Tüm annelere sevgilerimle,

“Hiç unutulmayacak yüz anne yüzüdür.”
Hz. Muhammed

Facebook Yorum

Yorum Yazın