Özgür ZOR

Özgür ZOR

Mail: [email protected]

Vasiyet

Vasiyet

Düşün

Vasiyet

Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak, onlara vasiyette bulunur:

"Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum."

Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17 sayısı ne 2' ye, ne 3' e, ne de 9' a bölünebilir.

"Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli,yaşlı bilgesi gelir!" diye düşünüp, ona giderek, danışırlar. Bilge kişi -"Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın!" der.

Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır. Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır. Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır. Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır, yine.

Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar. Bilge kişi güler ve: -"İyi öyleyse!" der. "Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alayım."

Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar. Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez. Özellikle sevgi ve bilgi verdikçe azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.

İşte bilgelik ve bilge kişi budur.

**

Hisset

OĞUL

Anne ben geldim, üstüm başım

Uzak yolların tozlarıyla perişan

Çoktan paralandı ördüğün kazak

Üzerinde yeşil nakışlar olan

 

Anne ben geldim, yoruldum artık

Her yolağzında kendime rastlamaktan

Hep acılı, sarhoş ve sarsak

Şiirler çırpıştıran bi adam

 

Kurumuş kuyunun suyu, incirin

sütü çoktan çekilmiş

Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi

Ayrık otları, dikenler bürümüş

 

Kapıdaki çıngırak kararmış nemden

Atnalı ve sarmısak duruyor ama

Oğlum, mektup yaz diyen

Sesin hala kulaklarımda

 

Anne ben geldim, ağdaki balık

Bardaktaki su kadar umarsızım

Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?

Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..

 

              Ahmet ERHAN

 

**

Gülümse

Giyotin

Devrin birinde, bir Alman,bir İngiliz ve bizim Temel Amerika’da birlikte suç işlemisler ve mahkeme idam edilmelerine karar vermiş. Hakim bizimkilere üç seçenek sunmuş( ilk önce almana) ;

-Asılmayı,yanarak ölmeyi mi yoksa giyotini mi tercih edersin?

Alman düşünmüş. Yanarak ölmek acı verir, idamda can çekişirim en iyisi giyotin...

Kafasını sokmuşlar cellat ipi çekmiş tak giyotin Almanın kafasına gelince durmuş...

Halktan sesler yükselmeye başlamış,

Hakim;

-Bu Allahın sevgili kuluymuş bunu serbest bırakın.

Serbest bırakmışlar Almanı.

Sıra İngiliz’e gelmiş İngiliz’e de ayni seçenekler sunulmuş. İngiliz’de düşünmüş...

Hımm yanarak ölmek acı verir, idamda kötü, en iyisi giyotin...

Kafasını sokmuşlar cellat ipi çekmiş giyotin inmiş inmiş İngiliz’in kafasının üstünde durmuş yine...

Halktan sesler yükselmeye başlamış yine.

Hakim;

-bu da Allah’ın sevgili kuluymuş bunu da serbest bırakın.

İngiliz’i de serbest bırakmışlar, sıra temele gelmiş..

Hakim yine ayni soruyu sormuş.

-Yanarak ölmek mi? İdam mi? Giyotin mi?

Temel düşünmüş ve cevap vermiş,

-Yanarak ölmek acı verir, giyotininiz de bozuk zaten en iyisi asın beni..

 

**

Kulağına küpe olsun

Hava soğuyunca, gölge veren ağaçları unutursun.

Japon atasözü

Facebook Yorum

Yorum Yazın