Nil Akan Palacios

Nil Akan Palacios

Mail: [email protected]

Pazartesi sendromundan kurtulmak mümkün mü?

 

Değerli Okurseverler,

Pazartesi sendromundan kurtulmak mümkün mü? Evet, mümkün. Nasıl mı? Hadi gelin, bu konuyu birlikte irdeleyelim.

Çalıştığımız yer, işimiz, benliğimizin dış dünyayla buluştuğu yerdir.

Benliğimizle baş başayken rahatız. Ne dilersek onu yapıyoruz. Örneğin Pazar günlerini düşünelim. Evimizde keyifli bir pazar gününe uyandık. Her şey bizim konforumuza göre ayarlanmış. Yatak bizi atana kadar yorganın altında keyif çatıyoruz. İstediğimiz saatte kahvaltı yapmak için kalkıyoruz. Menüde biz ne istersek o var. Güzel ve uzun bir kahvaltıdan sonra televizyonun karşısına geçiyoruz ve canımız ne kadar isterse o kadar televizyon seyrediyoruz. Zaman bizim istediğimiz şekilde akıyor, her an bize hizmet ediyor. Ve akşama doğru içimizde huzursuz bir kıpırtı başlıyor. Pazartesi sendromunun ayak sesleri...

Pazartesileri bizi geriyor çünkü o gün benliğimiz dış dünyayla bir araya gelmek durumunda. Dış dünyada benliğimizi zorlayan iki konu var: Başkaları ve Sistem. İş yerinde birlikte olmaktan keyif aldığımız kişilerin yanında, birlikte olmayı hiç istemediğimiz birçok kişi var. Bir de parçası olmak durumunda olduğumuz bir sistem var. İçinde bulunduğumuz kurumun kültürü, prosedürleri ve kuralları. Bunlar da zaman zaman bizi sıkıştırıp keyfimizi kaçırabiliyor. Yani uzun lafın kısası, Pazar günü kendi benliğimizle baş başa geçirdiğimiz o keyifli günün ardından Pazartesi günü dış dünyayla buluştuğumuz noktada, bir gün önce yaşamdan aldığımız keyif büyük bir hızla yok olup gidiyor.

Profesyonel yaşantımızın üç boyutu var:

1. Ben (yani Özgün Benliğimiz)
2. Başkaları
3. Sistem

Bu üç boyutu, bir üçgenin üç köşesi olarak düşünün. Bu köşelerden sadece “Ben” köşesi bizim etki alanımızda. “Başkaları”  ve  “Sistem”  köşesine etki edemiyoruz. Ancak bu köşeler “Ben”  üzerinde birçok etki yaratıyor.

Başkaları ve Sistem köşelerinin bize olan etkilerini dengelemek ve böylece Pazartesi sendromuna girmemek (veya minimize etmek) için 3 altın kural var:

Kural 1: Yukarıda bahsi geçen üçgeni eşkenar üçgen olarak muhafaza etmemiz önemli. Yani üçgenin Ben, Başkaları ve Sistem köşeleri arasında uyum sağlamalıyız.

Kural 2: Eğer üçgen eşkenar olma özelliğini yitirmişse, bir başka deyişle üçgenin köşeleri birbiriyle olan uyumunu kaybetmişse, bu noktada bizim alabileceğimiz tek aksiyonun “Ben” köşesi ile ilgili olduğunun farkında olmalıyız. Bizi Pazartesi sendromuna iten şey, iş yerindeki mesai arkadaşlarımızla ya da sistemle yaşadığımız uyumsuzluk halidir. Bu durumda aklımızda bulundurmamız gereken en önemli konu, bu üçgende sadece “Ben” köşesine etki edebileceğimizdir. “Başkaları” ve “Sistem” köşeleri ekseriyetle bizim etki alanımızda değil ilgi alanımızdadır. Bunları değiştiremeyiz, ancak bize olan etkilerini yönetebiliriz.

Kural 3: Başkaları ve Sistemle uyumlanmamızın yolu, özgün benliğimizi başkalarına ve sisteme katkı yapmada kullanmamızda yatar. Hatırlayın. Kuvvetli yönlerimizi içinde bulunduğumuz toplumun ve sistemin faydasına kullandıkça her şey bizim için kolaylıkla akacaktır.

Şimdiye kadar koçluk verdiğim müşterilerimin hepsinin koçluğa getirdikleri konularının özünde, ilişki yönetiminde yaşadıkları aksaklıklar yatıyor. (Benim konularımın özünde de bu yatıyor). İş yerlerinde sorunlar yaşıyorlar. Mesai arkadaşlarıyla ilişkileri inişli-çıkışlı ve/ya çalıştıkları ortamın sisteminin üzerlerinde yarattığı baskıdan şikayetçiler. Dolayısıyla ya işe gönülsüz gidiyorlar ya da işlerinden ayrılıyorlar. Bu noktada koç olarak sorduğum soru şu:

“Mesai arkadaşlarından memnun değilsin ve kurumunun kültüründen muzdaripsin. Peki bu durumda sen ne yapmayı seçiyorsun? Nasıl biri olmak istiyorsun?”

Müşterilerimin bu soruya verdikleri cevap, yukarıda bahsi geçen “Ben” köşesi ile ilgili ne gibi aksiyonlar alacaklarını belirliyor. İşin ilginç yanı, “Ben” köşesiyle ilgili yapabileceklerini derinlemesine düşünmeye başladıklarında daha evvel farkında olmadıkları birçok seçeneklerinin olduğunun farkına varıyorlar ve güçlü yönlerini kendilerine nasıl kaldıraç olarak kullanabileceklerinin ayırdına varıyorlar. Bu farkındalıklar, içinde bulundukları üçgeni tekrar eşkenar hale getirmelerinde son derece yardımcı oluyor.

Sizde durum nedir? Başkaları ve Sistem’in sizin üzerinizdeki etkisini nasıl yönetiyorsunuz? İçinde bulunduğunuz iş ortamında kim olmayı seçiyorsunuz?

Sağlıcakla,

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın