Orhan yalkın

Orhan yalkın

Mail: [email protected]

NERDEN NEREYE

            Şimdiki gençler çok şanslı.

            ***

            Gaziantep Ticaret Lisesi, 1949-1950 Eğitim-Öğretim yılında açıldı. İlk mezunlarını da 1951-1952 yılında verdi. Ben ve Ökkeş Bahri Şahin, Nail Erdem, Mahmut Üstünsürmeli, Cengiz Ozan, Enver Büyükbeşe, Celal Baysalman, Müştak Alp, Ekrem Güreş, Sait Söylemez, Hasan Bozkurt, Ökkeş Tural, Arif Elmacıoğlu, Fethi Akdeniz, Hikmet Güngör, Ahmet Büyükbeşe, Ali Kazaz, Bedrettin Karakök, Ali Şefik Atılgan ilk mezunlarıydık. 19  kişi…

            ***

            Bu arkadaşlardan On beş kadarımız İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okuluna giderek, lisans diploması almıştık.

            O günlerde Gaziantep’e henüz tren gelmemişti. İstanbul’a gidebilmek için Gaziantep’e en yakın istasyon 52 kilometre mesafedeki Narlı idi.

            Gaziantep Belediyesi Çukurbostan’dan Narlı’ya, tren yolcularını otobüsle taşırdı.  Narlı’ya tren 22,10 geleceği için otobüs dört saat önceden, saat 18,00 de hareket ederdi.

            Otobüs, bugünkü gibi değildi. Eğilerek içine girilirdi.

            ***

            Yollar stabilize idi. İki motorlu araç karşılaştıklarında, geçebilmek için manevra yaparlardı. Narlıya varıldığında su molası verilirdi. Herkes elini, yüzünü yıkar suyunu içer, biraz da dinlenilmiş olunurdu.

            Narlıya müteveccihen otobüs hareket eder, Topaktaş’a gelinince yol yarılandığı için sevinirdik.

            Virajlı yoları aşarak Karabıyıklı’ya gelindiğinde yemek molası verilirdi. Karabıyıklı’da iki kebapçı dükkânı vardı. Nedense birine daha çok müşteri girerdi. Yemek yenilir, yokuş aşağı devam eden yoldan Narlı’ya ulaşabilmek için otobüs hareket ederdi.

            ***

            Narlı’da bir iki ev ve bir bakkal dükkanı ile bir de kahvehane vardı. Trenin tehirli olduğu söylenince, mecburen kahvehaneye girerdik. O günlerde Narlı’da elektrik yoktu. Kahvehanede aydınlanma bir adet lüks lambası ile sağlanıyordu.

            İçerisi sigara dumanı ile dolu olan kahvehane pis, havasız ve camları dışarıyı göremeyecek derecede kirli idi.

            Saat 11,00 olur tren yok, 12,00 olur trenden bir haber yok, 01,00 olur tren yok. Nihayet saat  02,00’ye doğru Kurtalan’dan Haydarpaşa’ya doğru yola çıkmış olan tren geliyor denince, hep birlikte perona koşuşurduk.

            ***

            Tren gelir ama trene binmek hemen hemen imkansız gibi. Çünkü kompartımanları geçin koridorlar dopdolu olurdu.

Bir arkadaşımızı zorla itekleyerek bindirir, bavullarımızı pencereden vermeye çalışırdık. Bavul işi bitince itile tıkıla biz de biner, nefesimizi bile zor alabildiğimiz koridorda yerimizi almaya çalışırdık.

            O günün trenleri, kömürle çalışan ve buharla işleyen trenlerdi. Nedense Narlı İstasyonundan sonra ki Şehit Arif istasyonuna gelinince, tren burada belki bir saat kadar beklerdi. Bundan dolay biz arkadaşlar arasında geciken biri olursa ona “Şehit Arif İstasyonuna geldik” diye takılırdık.

            Tren Fevzipaşa’ya gelince, Bağdat ekspresi beklenirdi. Çünkü o Ekspres, bizim bindiğimiz posta treniydi. Ona yol vermek için beklenirdi.

            Tren tünellerden geçerken koridordaki bazı pencereler açık olduğu için içeri kükürt kokulu kömür dumanı dolardı. En uzun tünel on dakika civarında süren Ayran tüneli idi.

            Ertesi gün öyleye doğru Adana’ya varırdık. Adana’dan tren hareket ettiğinde biz hala koridorda, bavullarımızın üzerinde oturarak seyahat ederdik. Koridordaki seyahatimiz akşama doğru sona erer, kompartımanlarda yerimizi alırdık.

            ***

            Gaziantep ile İstanbul-Haydarpaşa arası üç gündüz iki gece yani 60 saat sürerdi. Trenin geçtiği istasyonlarda çeşitli gıda maddeleri satılırdı. Örneğin, Konya’da kuzu başı, İzmit’te pişmaniye, Sapanca’da elma…..

            İstanbul’a vardığımızda ilk işimiz hamama gidip, kömür isinden temizlenmek olurdu.

            Gaziantep’e bir ay süren sömestr tatili ile büyük tatilde gelebilirdik. Ailemizle, telefonla görüşebilmek için Sirkeci’deki Büyük Postaneye gider yazılırdık. Saatlerce bekledikten sonra konuşamayacağımızı anlayınca iptal ettirir kaldığımız yurda dönerdik. Bir kere bile ailemle konuşamamıştım.

            ***

            Evet, şimdiki çocuklar çok şanslılar. İstedikleri zaman, bir buçuk saat sonra Gaziantep’e gele biliyorlar; hafta sonunu geçirip dönüyorlar.

            Nerden nereye…

            Ha! Yukarıda sıraladığım Gaziantep Ticaret Lisesi’nin 19 ilk mezunlarından bugün hayatta 5 kişi kaldık.

 

                                                                                  Orhan YALKIN  

 

 

           

  

           

              

Facebook Yorum

Yorum Yazın