Nil Akan

Nil Akan

Mail: [email protected]

Koçluk Sizi Nereye Götürür? / Öğrenmeyi Nasıl Hızlandırabiliriz?

Sevgili Okuyucular,

Hatırlarsanız geçen haftaki yazımda Adler’in Profesyonel Koçluk Modeli’nden bahsetmiştim. Bu modelde üç tane iç içe geçmiş üçgen var. En içteki üçgen koçluk alan bireyi temsil ediyor. Birey, koçluk sürecinin merkezinde. Bu üçgenin her bir kenarında şunlar var:

- Farkındalık
- Özgüven
- Seçim

Koçluk süreci, bireyin farkındalığını arttırarak özgüvenini tesis etmesini ve bunun ışığıyla kendisi için en doğru olan seçimleri yapmasını sağlıyor.

Ortadaki üçgen koçluk süreci. Bu üçgenin kenarlarında şunlar var:

- Koçluk süreci
- Birey ile Koç’un ilişkisi
- Koçluk görüşmeleri

Profesyonel Koç bu üç konunun yönetiminden sorumlu.

En dıştaki üçgen ise Profesyonel Koçluk’un amacı. Bu üçgenin kenarlarında şunlar var:

- Öğrenme
- Performans
- Doyum

Koçluk sürecinin amacı; koçluk alan bireyin geçmiş deneyimlerinden edindiği öğrenimleri baz alarak bunlardan dersler çıkarmasını sağlamak, bu dersleri gelecekle ilgili seçimlerine kendisinin ve bütünün hayrına olacak şekilde yansıtmasını sağlayarak performansını arttırmak ve yaşamdan aldığı doyumu arttırmak. Bu üçgendeki  ÖĞRENME  aktivitesi, koçluk sürecindeki en kritik aktivitelerden biri. Bugün ÖĞRENME konusunun öneminden ve bunu nasıl hızlandırabileceğimizden bahsetmek istiyorum.

Yaşamımız boyunca hepimize birçok bilgi öğretiliyor. Biz de elimizden geldiğince öğreniyoruz. Elimizden geldiğince diyorum, zira bazı konuları hızlıca öğrenebilirken bazı konularda oldukça yavaş kalıyoruz, hatta öğrenemiyoruz. Sizce bunun sebebi ne olabilir?

Profesyonel Koçluk yolculuğumda okuduğum en değerli kitaplardan birinden paylaşacaklarım size bu sorunun cevabını tüm açıklığıyla verecek. Kitabın ismi İş Hayatında Zihin Oyunları (The Inner Game of Work). Yazarı W. Timothy Gallwey. Bundan sonra yazacaklarım, bu kitaptan alıntıdır. Size, öğrenmenin sırrını aşağıdaki paylaşımımla izah edebileceğimi sanıyorum.

Sürekli olarak bize değişim çağında yaşadığımız ve özellikle iş ortamında değişmemiz gerektiği söylenmektedir. Bu değişim, dev bir şirket organizasyonunun değişimi veya kendi departmanımızdaki işleyişin değişimi olabilir. Veya müdürümüzle performans değerlendirmemizi yaptıktan sonraki bireysel değişimimiz olabilir. Kitapçılarda yüzlerce kişisel gelişim ve değişim kitabı görürsünüz. Bunlar sayıca o kadar fazla ki hangisinden başlayacağınızı bilemediğinizden bazen hiç birini almadan kitapçıdan çıkarsınız. (Nil’in notu: Profesyonel Koçluk’a başlayana kadar bende böyle oluyordu.)

Tenis sporunu ele alalım. Ben tenis öğretmeniyim. Tenis öğretirken iki gözlemim oldu. Bunlardan ilki, bana tenis dersi için gelen herkes kendi oyun tarzlarında beğenmedikleri şeyi düzeltmek için çabalıyor ve benden bu soruna çare bulmamı, onlara doğru vuruşu/hareketi öğretmemi istiyorlardı. İkinci gözlemim ise kendilerini zorlamayı bırakıp yeteneklerine güvenmeleri ve tecrübelerinden öğrenmeleri durumunda vuruşları kendiliğinden değişiyor ve topa başarılı bir şekilde vuruyorlardı. Zoraki öğrenme metodu ile doğal öğrenme arasındaki bu kesin fark, küçük çocukların gelişiminde de gözlenir.

Öğrenci ve onun tenis hocası arasındaki iletişimi gözlemleyerek değişim için öğrenme yolunda yeni bir pencere açabiliriz. Normalde öğrenci öğretmene, yapamadığı bir konuda kendisine doğruyu öğretmesi için şikayetle gelir. “Servislerimi güçlü atamıyorum”  veya  “Bekhent atışımı değiştirmem lazım”  diyebilir. Geleneksel öğretmen modeli, öğrenciden mevcut atışını yapmasını ister ve bu atışı kafasındaki  “doğru atış”  modeliyle karşılaştırır. Bu model öğretmene de doğru yol olarak öğretilen modeldir. Bu model açısından bakıldığında öğretmen  “olması gereken”  ve  “mevcut vuruş”  arasındaki farkları çıkartır ve tüm sorun da burada başlar.

Aradaki farkı kapatmak için öğretmen öğrenciye ardı ardına komutlar vermeye başlar. Nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğini söyler ve hatta gösterir. İşte bu olması gereken ve olmaması gerekenlerle ilgili komutlar, öğrencinin davranış biçimini oldukça olumsuz etkiler. Öğrencinin öğretmene olan güveni, öğretmenin yargılayan geribildirimi sayesinde yerini, öğrencide söyleneni yerine getirme, yani itaat etme sorumluluğu getirir. Öğrenci, yapması gerekeni yapmak ve yapmaması gerekeni yapmamak için kendisini zorlamaya başlar. Yapması gerekeni yaptığında, öğretmen  “İyi!”  der. Gerçekte ise bu  “komutlarımı yerine getiriyorsun, aferin!”  anlamına gelmektedir. Öğretmen  “yapmalısın”  veya  “yapmamalısın”  komutlarına devam eder. Bu durum öğrencide, öğrenmeden ziyade itaat etme sorumluluğunu arttırır. Ve bu döngü böyle sürer gider.

Burada değişimin, öğrenmeyi gerçekleştirmesi gereken öğrenci tarafından değil de öğretmen tarafından söylenen ve kötüden iyiye gidilmesi gereken bir şey gibi ele alındığını görüyoruz. Yargılama biçiminde yapılmış olması da genelde öğrencide direnç, şüphe ve hata yapma korkusuna sebep olur. Ne öğrenci ne de öğretmen, bu yaklaşımın öğrencide aslında doğuştan gelen heves ve sorumluluk alma duygusunu baltaladığını fark etmez. Bu yöntemin sonucu olarak da öğrenmenin oluşmasından ziyade itaat etmeye kodlanmış, öğrenmede zorlanan bireyler yetiştiririz. Günümüzdeki geleneksel eğitim sisteminin neden milyonlarca  “başarısız”  öğrenci yarattığını bu örnekle anladık sanırım.

İşte Profesyonel Koçluk, bu gerçekten yola çıkarak koçluk alan bireyin değişim yolculuğunun sorumluluğunu tamamen kendisinin, yani bireyin üstlenmesini bekler. Koç, bireyin geçmiş deneyimleri, değerleri ve kuvvetli yönleriyle kendisi için en iyi olacak çözümü bulacak yaratıcılıkta ve yetkinlikte olduğuna sarsılmaz şekilde inanır. Koç, birey ile ilgili herhangi bir yargıda bulunmaz. Bireye öneride bulunmaz, öğretmeye çalışmaz. Aksine, koçluk sürecinde koç da bireyle birlikte evrilir ve öğrenir. Koçluk süreci, karşılıklı öğrenme sürecidir.

Bu vesileyle hepinize öğrenmeyle dolu günler, haftalar, yıllar diliyorum. Kendinle uğraşmak yoktur, kendinle çalışmak vardır. Öğrenmenin yolu tam da buradan geçer.

“Hiç kimseye bir şey öğretemezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey, içlerindeki öğrenme isteğini keşfetmelerine yardım etmektir.”
                                             Edward Young

Sevgiyle,

Facebook Yorum

Yorum Yazın