Nil Akan

Nil Akan

Mail: [email protected]

Geri bildirim öğrenmeyi durduruyor

Geri bildirim öğrenmeyi durduruyor

Değerli Okurseverler,

Geri bildirimle ilgili muhalif yazı dizimize devam ediyoruz:)

Geri bildirime neden muhalifim?

Çünkü işe yaramıyor, hatta gelişimi engelliyor ve geriletiyor. Bununla ilgili yapılmış birçok araştırma mevcut.

Şimdi Harvard Business Review’ın Mart-Nisan sayısında yayınlanmış geri bildirimle ilgili makaleyi özetlemeye ve yorumlamaya devam ediyoruz. Bu makalenin özetine 29 Eylül 2019 tarihli köşe yazımda başlamıştım. Arşivden bulabilirsiniz.

Bazıları, geri bildirimin, bireyin eksiklerini tamamlayıp bilmediklerini öğrenmesini sağlayacak bir araç olduğunu iddia ediyor. Ancak yapılan araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. Araştırmalara göre öğrenme aktivitesi, bireydeki eksiklerin kapatılmasından ziyade bireydeki güçlü yanların altının çizilmesi, parlatılması ve rafine edilmesinden ibaret. Bunun temelde 2 sebebi var.

İlki, nörolojik yapımızla ilgili. Nörolojik olarak, kuvvetli olduğumuz alanlarda, zayıf olduğumuz alanlardan daha hızlı gelişebiliyor ve öğrenebiliyoruz. Başka bir deyişle, gelişim alanımız güçlü olduğumuz alanlar; zayıf olduğumuz alanlar değil. Hepimizin beyni yaşam boyunca gelişiyor ancak birbirinden farklı şekillerde. Farkı yaratan unsurlar genetik yatkınlıklar, değerlerimiz ve çocuklukta çevremizin üzerimizde bıraktığı etki. Tüm bu etkilerle beynimizin bazı kısımları kuvvetli sinaptik bağlantılar geliştirirken diğer kısımları o kadar kuvvetli gelişmiyor. Beyin bilimine göre birey beyninin en çok nöron barındıran ve zaten kuvvetli sinaptik bağlantıları olan bölgelerinde diğer bölgelere nazaran çok daha büyük bir hızda gelişim görülüyor. Yani beyin, hangi alanda kuvvetliyse orada daha hızlı ve güçlü gelişiyor. New York Üniversitesi’nden nörobilim uzmanı Profesör Joseph LeDoux’a göre “beyinde oluşan yeni bağlantılar, hiç olmayan bağlantılardan ziyade zaten var olan diğer bağlantılar üzerine kuruluyor”. Yani bina inşa etmek gibi. Var olan bir temelin üzerine binayı kuruyoruz. Bu bakış açısıyla baktığımızda öğrenme aktivitesi, beyninizde doğuştan gelen bir temelin üzerine bina inşa etmek gibi bir şey. Sil baştan, sıfırdan başlanan bir aktivite değil. Dolayısıyla öğrenmemizi başlatabilmek için öncelikle temelimizde ne var, ne ile bu dünyaya gelmişiz, bunu anlamamız gerekiyor. Lütfen not alın. Her birimizin temeli eşsiz ve tek. Hepimiz birbirimizden farklı alanlarda kuvvetliyiz. Dolayısıyla herkesi bizim kalıbımıza sokmaya çalışan geri bildirim mekanizmaları işe yaramıyor.

İkincisi, kuvvetli yanlarımız hakkında başkalarından gördüğümüz ilgi, öğrenmemizde katalizör görevi görüyor. Tam tersi, zayıf yanlarımız hakkında başkalarından aldığımız eleştiler öğrenmemizi baltalıyor ve durduruyor. Nörobilim, beynimizin, başkalarının kuvvetli alanlarımıza odaklanması ile zayıf alanlarımızı düzeltmeye çalışmasına verdiği tepkiler arasındaki farkı açıkça gözler önüne seriyor. Yapılan deneylerden birinde bilim adamları öğrencileri iki gruba ayırıyorlar. 1. gruba pozitif koçluk veriyorlar. Bu öğrencilere hayallerini soruyorlar ve hayallerine nasıl ulaşacaklarını anlatmalarını istiyorlar. 2. grubta öğrencilerin eksiklerinin nerelerde olduğunu paylaşıyorlar ve gruba bu eksikleri kapatmak için ev ödevi veriyorlar. Gruplardaki konuşmalar ve yönlendirmeler devam ederken her öğrenciyi bir manyetik rezonans cihazına bağlıyorlar. Cihaz vasıtasıyla öğrencilerin beyinlerinin hangi taraflarının en yoğun şekilde aktive olduğunu gözlemliyorlar.

2. grupta, yani eksik alanlarının olduğu ve düzeltilmesi gereken konular olduğu paylaşılan grupta öğrencilerin beyinlerinin “sempatik sinir sistemi” harekete geçiyor. Bu sistem beynin “savaş veya kaç” sistemi. Bu sistem, sanki bir acil durum varmış gibi, beynin diğer kısımlarını susturuyor, pasife alıyor ve böylesine bir saldırıda hayatta kalabilmek adına savaş moduna geçiyor. Çünkü beyin, eleştiriyi bir saldırı olarak algılıyor ve elindeki tüm kaynakları bu saldırıyı bertaraf etmek üzere odaklıyor. Takdir edersiniz ki burada öğrenme ve gelişmeden bahsetmek mümkün değil. Eleştiri tarafından tetiklenen güçlü negatif duygular, var olan ve öğrenmeyi destekleyen sinir bağlantılarına ulaşımı kesiyor ve bilişsel, duygusal ve algısal olarak gerilememize sebep oluyor. Kısacası insanların dikkatini zayıf okdukları alanlara çekmek, öğrenmeyi hızlandırmak bir tarafa öğrenmenin durmasına hatta gerilemesine sebep oluyor.

Hayallerine odaklanmaları istenen 1. grupta ise sempatik sinir sistemi aktive olmuyor. Bu grupta bunun yerine “parasempatik sinir sistemi”, diğer adıyla beynin “ye ve sindir” sistemi harekete geçiyor. Boyatzis’e göre bu sistem beyinde yeni nöronların oluşmasını tetikliyor ve bireyin kendisini daha iyi hissetmesini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini ve bilişsel, duygusal ve algısal açıklığının artmasını sağlıyor.

Tüm bu araştırmalar bize gösteriyor ki; öğrenme, içimizde, özümüzde var olan ve “zaten bildiğimiz” konuların üzerine yoğunlaşıp bunları keskinleştirmeye odaklandığımız zaman gerçekleşiyor. Öğrenme, iyi olduğumuz alanlar üzerinde çalışınca başlıyor. Zayıf olduğumuz alanlarda, hele de başkalarının zayıf olduğumuzu düşündüğü alanlara odaklanınca öğrenme ortadan kalkıyor. Ayrıca öğrenme, başkaları bizim iyi olduğumuz alanlara odaklanıp bunlarla ilgili bizi takdir ettiği vakit tetikleniyor. Gelişmek ve öğrenmek için sıklıkla bize verilen öğüt konfor alanımızın dışına çıkmamız gerektiği yönünde. Bu, konfor alanının dışına “güvenli ve temkinli” şekilde çıktığımızda söz konusu olabilir. Ancak konfor alanımızın dışına delice ve hesapsızca çıktığımızda beynimizin verdiği reaksiyon “hayatta kalma” moduna geçip öğrenme ve benzeri ilerleme getirecek aktivitelere kapanmak oluyor. Araştırmalar gösteriyor ki öğrenmenin en keskin olduğu alanlar konfor alanlarımızın olduğu yerler, zira buralarda sinirsel patikalarımız oldukça yoğunlaşmış oluyor. Konfor alanlarımızda, yani kuvvetli olduğumuz alanlarda yoğunlaştığımızda yaratıcılığımız, ön görülerimiz ve üretkenliğimiz had safhaya çıkıyor.

Evet sevgili okuyucular, tüm bunlar nasıl geliyor sizin kulağınıza? Benim kulağıma harika geliyor. Zira yıllardır cevap aradığım birçok soruya bu makale büyük bir açıklık getirdi. Umarım sizde de benzer bir etki, kuvvetli bir farkındalık oluşuyordur.

Profesyonel Koçluk tam da burada devreye gidiyor. Zira koçluk süreci sizin “zaten bildiğiniz” yani kuvvetli olduğunuz yönleriniz üzerine kurgulanıyor :)

“Akıllı insan istediği şeyi, orta karar insan ise başkalarının istediği şeyleri öğrenir.”
                                                 George Moore

Sağlıcakla,

Facebook Yorum

Yorum Yazın