Yazı Detayı
11 Temmuz 2018 - Çarşamba 00:19
 
ŞÜKRİYE TUTKUN BENİM ABLAM
Narin DEMİRCİ
kullaniciadi@@
 
 

Bir söz var onu tanıyınca hatırladığım ve gerçek olduğuna onu tanıyınca inandığım; "İnsanların size neler söylediğini unutabilirsiniz ama size kendinizi nasıl htirdiğini asla unutamazsınız."

Genelde hikayeler ya yazılır ya da anlatılır. Ancak bu öyle bir hikaye ki.. Yaşıyor... Çünkü yaşayan bir başarı hikayesi o... "Yaşadıklarım geçmişte, hüznüm sesimde kaldı" diyor ve umutsuzluğa kapılmadan yürüyor doğru bildiği yolda. Hayatın matematik profesörü olmuşcasına hayatındaki eksileri, artıya çevirmeyi becerebiliyor. Ne de olsa '1 artı' '2 eksi'den meydana gelmiyor mu? Ve 1 artı ile 2 eksi arasındaki tek fark eksilerden sadece birinin 90 derece hareket ederek yön değiştirmesi değil mi? İşte bu kuralı adeta hayatına tatbik etmiş bir matematik profesörü bana göre Şükriye Tutkun. Teoriden uzakta ve sosyal yaşamda matematik aynen böyle işliyor zira. 

Ünlü sanatçı Şükriye Tutkun ile röportaj için buluşmuştuk. İlk defa görecektim kendisini ve ciddi ciddi merak ediyordum. Aileden uzak ve yurtlarda büyümüş bir bayanın hayata bu kadar güzel tutunup, bu kadar güzel yerlere gelebilmesi ve de Türkiye'nin duruşu olan (Bu çok önemli) ünlü bir sanatçısı olması bende hayranlık uyandırıyordu. O yüzden ondan dinlemek istiyordum neler yaşadıklarını. En umutsuz olduğu anlarda nelere sarıldığını, kendisini nasıl terapi ettiğini, o gücü nereden aldığını tek tek dinlemek istiyordum.

Konser öncesi kuliste buluştuk Şükriye Tutkun'la. İlk görüşte sanki kız kardeşinle aylarca görüşmezsin de buluştuğunda özlemle sarılırsın ya, işte öyle bir duyguya girdik. Duyguların bulaşıcı olduğuna inanırım hep. Birçok sanatçıyla röportaj yaptım bu meslekte ancak sadece bir kaçından aldım bu güzel enerjiyi. Fakat hiçbirinin kız kardeşi gibi hmemiştim ne yalan söyleyeyim. 

Farklı bir tılsımı var Şükriye Tutkun'un daha önce hiçbir sanatçıda görmediğim. Çok mütevazi sanatçılarla da görüştüm, röportajlar yaptım; günün sonunda menajerinin numarasını bir not kağıdına yazdığımız. Ancak Şükriye hanım öyle değildi. Herhangi bir durumda direkt kendisiyle irtibat kurmamı istedi ve bütün aracıları kaldırıp özel cep telefonu numarasını verdi. Kaldırmış insanlarla arasındaki tüm duvarları. Benlik ve ego gibi kavramlar ondan çok uzaklaşmış gördüğüm kadarıyla. Belki de tılsımı budur bilemiyorum. Konuştukça, ondaki mütevaziliği gördükçe sanatına hayran olduğum kadının, duruşuna ve karakterine de hayran olduğumu söylemem gerekir. 

Kendisi çok fazla detay anlatmak istemese de kolay değildir eminim yaşadıkları. Her ne kadar aileyi aratmamaya çalışsa da yurt yetkilileri, bir kız çocuğunun anne özlemini burada anlatmaya kalksam bir köşe değil bin köşe bile yetmez eminim. Orhan Veli diyor ya bir şiirinde, "Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel. Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu. Bu derde düşmeden önce." Ben de bilmiyordum işte Şükriye Tutkun'un şarkılarındaki derinliğin bu kadar yaşanmış, bu kadar gerçek olduğunu kendisini tanımadan önce.

İki yaşında çocuk yuvasına bırakılmasına rağmen insan ailesine karşı kin tutmaz mı? Tutmuyor. Akrabalarına kin tutmaz mı? "Bakabilirlerdi. Durumları iyiydi ama bakmadılar. Canları sağ olsun" diyor. Yurtlarda yeri gelmiş hortumlarla dayak da yemiş. Ancak "Ailelerde de olur. Bize güzellikler de verdiler. Müzisyen oldum. Güzel şeylere yönlendirdiler" diyor. "Güzel yemekler yedirdiler, spor yaptırdılar, müzikle spor yapardık" diyor. Küsmüyor devletine ve "Ben devlete baba dedim. Devlet çocuğuyum. Onun için her şeyi yapmaya hazırım" diyor. Hayran kalıyorsun ister istemez hayata bakış açısına ve yaşadıklarının kendisine kattıklarına.  

Bazı insanlar vardır hayatta ezildikçe ezmek ister. Yenildikçe yenmek ister. Canı acıdıkça başkasının canını acıtmak ister. Azim ile hırs aynı şeyler değillerdir çünkü. Hayata 1-0 yenik başlayanların özellikle de manevi yönden eksik büyüyenlerin en fazla karıştırdığı nokta budur bana göre. 'Azmediyorum' zanneder ama hırsına yenik düşmüştür. Ondan sonra bir bakmışsınız tıpkı eleştirdiği insanlar gibi olmuş. Toplumun resmine geniş baktığınızda ise herkesin birbiri gibi olduğunu görürsünüz. Günün sonunda herkes aynıdır.

Şükriye Tutkun'da hırs değil azim gördüm ben. Çünkü azim güzelliğe götürür.

Şükriye Tutkun'da ahh etmemeyi gördüm ben. Çünkü ahh etmemek; kin beslememek, morali yükseltmektir.

Şükriye Tutkun'da yargılamamayı gördüm ben. Çünkü yargılamak; sürekli geçmişe takılmaktır, yol alamamaktır.   

Şükriye Tutkun'da gücü gördüm ben. Çünkü gerçek güç, sevilmek demektir. 

Şükriye Tutkun'da insanlığı gördüm ben. Çünkü insanlık, insan yerine koymaktır.

Ve Şükriye Tutkun'da açık yürekliliği, gururu, milliyetçiliği, devletçiliği, halkçılığı, karşılıksız fedakarlığı gördüm. Başarısızlığa karşı alınan tavrı, gerçek bir inkılabı gördüm.

Ve de anlatılan sözcüklerin, yazılan cümlelerin çok çok ötesinde yaşayan bir başarı hikayesini...

Sempatikliği, sevecenliği, şefkati... Belki de kardeşliği... Hem de kız kardeşliği...

Diyorum ya, bir söz var onu tanıyınca hatırladığım ve gerçek olduğuna onu tanıyınca inandığım. "İnsanların size neler söylediğini unutabilirsiniz ama size kendinizi nasıl htirdiğini asla unutamazsınız."

 
Etiketler: ŞÜKRİYE, TUTKUN, BENİM, ABLAM,
Yorumlar
Haber Yazılımı