Yazı Detayı
26 Aralık 2017 - Salı 00:56 Bu yazı 288 kez okundu
 
Pekdoğan’ın İddialarına Cevap (7)
Halil İbrahim YAKAR
 
 

                                                           “Bir çakıl taşı getirin kafidir, ilmi nesiller tamamlar.”

                                                                                                                      Fuad Köprülü

Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, 2015 yılında çıkarmış olduğum Gaziantep Savunması Hatıralar-Belgeler adlı 567 sayfalık kitabımla ilgili olarak 23-25 Mayıs 2017 tarihleri arasında Gaziantep Ekspres gazetesinde bir yazı dizisi kaleme almış. Cevap verememiştim.

Adı geçen 567 sayfalık kitapta Özdemir Bey’in hatıraları kısmında Osmanlı Türkçesiyle yazılmış toplam 15 kelime bazen sehven bazen de dikkatsizlik sonucu yanlış okunmuştur. 3 fotoğraf kaynağında da yanlış dizilmeden dolayı yanlışlıklar olmuştur. Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, 23 Mayıs 2017 tarihli yazısında belirttiğine göre, kitabı okurken bu kadar hata karşısında bayılacak duruma geldiğini belirtmiş.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 23 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Yakar, adı geçen kitabın neredeyse tamamını çeşitli kitap, dergi ve gazetelerden kopyalayarak kes-yapıştır yapmıştır.” Bu kitap Antep savunması hatıralarından meydana geldiği için, dağınık halde bulunan hatıralar derli toplu olarak bir araya getirilmiştir. Kitaba alınan hatıralar daha önce nerede yayınlanmışsa oradan alındığını belirten dipnot eklenerek kitaba konulmuştur.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 23 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, s. 25: “20 Ocak 1920’de Mehmet Kâmil, Ermeniler tarafından şehit edilmiş….”. Yakar, bu iddiasını destekleyen hiçbir belge göstermemiştir. Kaldı ki bu doğru da değildir. Böyle bir iddia bu güne kadar ilk kez Yakar tarafından dile getirilmiştir. Hiçbir kanıta dayanmayan böyle bir iddia, iki toplum arasında “nefret” duygusunu yaratır, körükler, derinleştirir ve facialara sebebiyet verebilir ki uluslararası hukuk bakımından “nefret suçunu” teşkil eder.

567 sayfalık Antep Savunması Hatıralar kitabının bir yerinde sehven, Kamil’in Ermeniler tarafından şehit edildiği yazılmıştır. Pekdoğan bu yanılmayı öyle bir boyuta taşımış ki, anlamak mümkün değil. Böyle bir yanılma nasıl olur da, iki toplum arasında “nefret” duygusu yaratır, körükler, derinleştirir ve facialara sebebiyet verebilir. Pekdoğan paranoyak bir şekilde, uluslararası hukuk bakımından “nefret suçunu” teşkil edermiş. Nasıl bir hata yağmışım ki Türklere yaptıkları zulümleri açık beyan ortada olan Ermenilere karşı nefret duygusunu kabartacakmışım.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 23 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, s. 374. “Umumi harpten yarı dünya ile beraber mağlup ve bî-tâb çıktıktan sonra…”. Cümlenin doğrusu şudur: “Umûmi harbden yarî dünya ile beraber mağlub ve bî-tâb çıktıktan sonra…”. Cümlede geçen “yarı” kelimesi yerine “yarî” (dost) kelimesi olması gerekirdi. Gerçekten de Osmanlı Devleti, Umûmi harbe (Birinci Dünya Savaşı) İttifak devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya) safında yer almıştır. Çünkü Osmanlı Devleti, İttifak devletlerini dost olarak kabul etmiştir. Onlar savaştan yenik çıktıkları için, Osmanlı Devleti de, yenik sayılmıştır. Kaldı ki, bu bilgiyi orta derecedeki okul öğrencileri bilirler. Zaten Özdemir Bey, “yarı dünya ile” ifadesini değil “yarî (dost) dünya ile” ifadesini kullanmıştır.

Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, Türkçe bir bütünün yarısı demek olan “yarı” kelimesi ile dost anlamına gelen Farsça “yârī” kelimelerini öyle bir karıştırmış ki, evlere şenlik. “yarī” kelimesine dost diye anlam vermiş; oysa ki Farsça’da “yār” dost, “yārī” dostluk demektir. Bir de üstüne üstlük, yanlış okuduğu kelime üzerine 7 satırlık anlamsız bir açıklama yapmış. Cümlede geçen kelime Türkçe “yarı”dır. Zira biz Birinci Dünya savaşında yarı dünya ile, yani dünyanın yarısını teşkil eden devletlerle savaştık. Pekdoğan yanlış okuduğu bir kelimenin kendine göre doğruluğunu ortaya koymak için boş yere ve anlamsız bir yorumlama ile yersiz düşüncelerini dile getirmiş. Oysa bu ifade orta dereceli bir okuldaki öğrencinin bile anlayacağı açıklıktadır.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 25 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Kitabın kapağına konulan fotoğraf, “Şahin Bey’in mezarı önünde saygı duruşu yapan çocuklar” şeklinde belirtilmiş. Bu çocukların kim olduğu bilindiği halde neden bunlar meçhul gösterilmiştir?

Kitabın kapağına aldığımız fotoğraf Gaziantep Kültür Dergisi’nin, C.5, sayı 60, 10 Aralık 1962 tarihli kapağında vardır. Kitap yayınlandıktan sonra bu fotoğraftaki kişiler hakkında birkaç yerde bazı değerlendirmeler yapıldı ama kişiler tam olarak belirlenemedi. Sayın Pekdoğan, madem bu kişilerin kim olduğunu biliyor. O zaman engin fotoğraf bilgisini ortaya koysun da Gaziantep kültür tarihi açısından biz de öğrenmiş olalım.

Pekdoğan 24 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, s. 59: Fotoğraf: 22. Yakar, bu fotoğrafın kaynağını Lohanîzâde Mustafa Nureddin, Gaziantep Savunması, Kastaş Yay., İstanbul 1989 olarak gösterilmiş, fakat fotoğrafın altındaki açıklama, neden alınmamıştır?”.

Lohanizade’den aldığımız fotoğrafın altındaki bilgiye ihtiyaç duymadığımız için alınmamıştır. Bir kaynaktan bir bilgi alırken hangi bilgiyi alıp almayacağımızı sayın Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan’a mı soracağız. Bu ne ukalalık. Neyi alıp almayacağımızı biz biliriz.

Pekdoğan 25 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, s. 347: Fotoğraf: 245. “Siret Bey”. Kimdir Siret Bey? Fotoğrafın altında hiçbir açıklama yoktur. Oysa kaynak olarak gösterilen Lohanizâde’nin kitabındaki fotoğrafın altında gerekli açıklama yazılmıştır. Üstüne üstlük, Yakar’ın uydurduğu “Siret Bey” değil “Siret Efendi”dir. Kaynak olarak gösterilen Lohanîzâde’nin kitabının 221. sahifesinde “Muhasarada düşman mevzilerini bombardıman eden Top. Yzb. Siret Efendi” ifadesi kayıtlıdır. Gösterilen kaynağa neden sadık kalınmamıştır?

Celal Pekdoğan Siret Efendi yerine Siret Bey yazdığımız için bizi kaynağa sadık kalmamakla sorguluyor. Fotoğraf altı bilgi günümüz Türkçesine yaklaştırılarak “Efendi” yerine “Bey” kelimesi tercih edilmiştir. Lohanizade’nin kitabının tamamı alınmayıp sadece bir fotoğraf alındığı için, fotoğraf altı bilgi konuyla alakalı olmadığı için alınmamıştır. Bundan daha doğal ne olabilir.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 25 Mayıs 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, s. 359: Fotoğraf: 253. Fotoğrafta, “Maho Paşa (Ayakta soldan ikinci kişi)” olarak gösterilmiş ancak, ayakta soldan ikinci kişi Maho Paşa değil, alıntı yaptığınızı belirttiğiniz kitabın 209. sahifesinde de belirtildiği üzere, Garnizon Komutanı Arslan Bey’in kardeşi Ahmet Bey’dir. Bu kadarına da pes doğrusu. Bu iş eski edebiyat işine benzemez. Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla tarihçi olunamaz.”.

Fotoğraf altı bilgi verilirken, sehven bir karışıklık olmuştur. Pekdoğan kendine göre Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün aruz ölçüsünü vererek geçmişte 600 yıllık bir birikimle muazzam bir edebiyat tarihi oluşturan Türk milletinin hafızasıyla dalga geçiyor.

Sayın Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan, sen oradaki ahengi ve anlam derinliğini bilmediğin için koskoca bir geçmişle dalga geçiyorsun. Edeb illa edeb.

Tam da kendine yakışan bir üslupla kendi zihniyetini ortaya koyuyor. Yazık, hem de çok yazık.

 

Prof. Dr. Halil İbrahim Yakar

Gaziantep Üniversitesi Fen-Edeb. Fak.

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğr. Üyesi

 

 
Etiketler: Pekdoğan’ın, İddialarına, Cevap, (7),
Yorumlar
Haber Yazılımı