Yazı Detayı
23 Aralık 2017 - Cumartesi 00:30 Bu yazı 206 kez okundu
 
Pekdoğan’ın İddialarına Cevap (6)
Halil İbrahim YAKAR
 
 

“Bir çakıl taşı getirin kafidir, ilmi nesiller tamamlar.”

Fuad Köprülü

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan yine 7 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar’ın özellikle “Önsöz” ve “Sonuç” kısımlarında, İngiliz ve Fransızların zulüm, işkence ve propagandalarından hiç söz etmeyerek, defterin genel özellikleri kısmında (Yakar, s. 29-31)“…Bazen açlık, bazen çaresizlik, bazen isyan, bazen yaralı çığlıkları, yürekten gelen bir haykırışla kalemden kâğıda dökülmüştür. Savunmayı idare eden asker ve milis kuvvetlerinin haykırışlarını duymamak mümkün değildir. Defterdeki yazılara bir de bu açıdan bakmak gerekmektedir” diyerek sadece savunma esnasındaki Mustafa Kemal yönetimi ve Türk askerî komuta kademesi ile ilgili eleştirileri ve tartışmaları gündeme getirmesi çok düşündürücüdür. Ayntâb savunmasını, “cephane ve erzaksızlık”, “açlık”, “feryad”, “açlığın günlüğü”, “bir şehrin feryadı” kelimeleri ile niteleyen bazı kesimler, iddialarının dayanaklarını ortaya koyarak neden ve gerekçelerini açıklamak zorundadırlar.

Sayın Pekdoğan, daha önce yukarıda da belirttiğimiz gibi, çalışmamızda Telgraf Tamim Defteri’ni tafsilatlı bir şekilde ortaya koyduğumuz için Antep savunmasının bütün safhalarını ele almadık. Tabii ki İngiliz ve Fransızların Antep halkına nasıl zulmettiklerini biliyoruz. Biz konumuz gereği defterde bulunan belgeleri yayınladık. Antep savunmasını idare eden heyetin zaman zaman çaresizlikten dolayı nasıl bir halet-i ruhiye içinde olduklarını değerlendirdik. Aşağıdaki yazıda Özdemir Bey’in çığlıklarını duymamak mümkün mü?

25 Aralık 1336/1920 tarihinde Fransızlar şehri toplarla dövmeye devam ettiği için hariçten hiçbir haber alınamamaktadır. Halk telaşa düşmüştür. Özdemir Bey tarafından Kolordu ve 9. Fırka kumandanlarına aşağıdaki mektup yazılarak güvercin postası ile gönderilir. Mektupta Ermenilerin Türkler hakkında söylediği hakaretlere yer verildi. İaşesizlik yüzünden aç ve bî-ilaç olan halkın haykırışları Özdemir Bey’i ihtihara sürükleyecek vaziyet almıştır. Ne asker ve ne de ahali için artık iaşe kalmamıştır. Efradın 20 günden beri günlük iaşeleri 400 yüz grama düşürülmüştür. Asker ve ahali hayatını idame ettirmek için yiyecek namına ne bulduysa onu yemeye başlamıştır. Ot bile yedirmek şartıyla azamî bir haftalık iaşe bile yoktur. Gece taarruzu ile düşman cephesinin yarılıp kasabaya kifayet edecek kadar erzak ve cephanenin gönderilmesi talep edilir. Aşağıdaki yazıda bu durumlar şöyle anlatılır:

Gayet mühim ve müsta’celdir, cevābının sürat-i itāsı zarūridir, numara 551,

Fırka Kumandanı Salahaddin Adil Beyefendiye, Ayıntāb 24-25/12/1336, Dokuzuncu Fırka Kumandanlığına

Tamam 6 gündür zât-ı âlîlerinden ne mektūb aldım, ne de kuş geldi. Dört gün mukaddem gönderdiğim sâi Burçlu Mehmet dahi gelmedi. Bu hâl bendenizi ve bi’l-cümle halkı ve müdâfîini cidden me’yus olmuştur. ….İâşesizlik yüzünden aç ve bî-ilaç bağıran binlerce ahâlinin feryâdı beni intihâra sevk edecek dereceye ilgâ eylemiştir. Rica ederim, bi­zi ümid-i halâs ile bu güne kadar çırpındırdınız. Artık bize ha­kikati yazınız. İâşemiz kalmamıştır, ne asker ve ne de ahâli için. Saatlerce sokaklarda tâ sabahlara kadar nâmûs-ı millinin halâsı uğrunda şöyle fedakârâne nevbet bekleyen efrâdın 20 günden beri yevmî ta’yînlerinin miktarı 400 yüz gramdan verilmiştir. Bundan daha fazla ne fedakârlık yapılabilir. Gerek asker ve gerek ahaliye me’külât nâmına her ne bulsak yedirmek ve hayatın idamesine temin edebilecek mik­tarda ot bile yedirmek şartıyla azamî olarak bir hafta daha iâşe-i umûmiyenin idâmesi imkân dâhilinde zan ederim. Bundan fazla bizden fedakârlık beklemek artık beşeriyet nâmına haramdır. Hâsılı ya her bir fedakârlığı iktihâm ile bu kadar toplarımızın himâ­yesi altında bir gece taarruzu ile düşman ciheti yarıp kasabaya müm­kün mertebe kifâyet edecek erzâk ve cephâne ithal ediniz veyahut siz kendi kuvvetinize itimâd edemiyorsanız biz bi-inayetullah her fedakârlığı yine iktihâm ederek kasabada 15.000 nüfusun ırz ve canının tahlîsi hususunda 200-300 kadar bir fedâî müfrezesi tertîb ile bi-inayetullah düşman cephesini yarıp hariçte ve yakın bir mevkide ihzar ve tehiye edeceğiniz mikdar erzak ve cephaneyi alıp hiç olmaz ise bunların kasabaya avdetlerini top ateşinizle olsun himâye etme­niz şartıyla şu fedakârlığı da göze aldırıyoruz. Seri’ ve kati ce­vabınıza muntazırız. Bunların hiç birisi de hali hazırdaki ..... ..... bir şekil alması dolayısıyla mümkünsüz ise bari bize son hareketimizin mukadderatını tayin ediniz. Yâ bize iltihak edebilecek asker ve ahâli ile bir yarma ha­reketi yapıp çıkmamızı ve yahut şerâid dâhilinde mukadderat-ı ahali ve efradı düşmanın insafına terk etmemizi bildiriniz. Kuvve-i maneviyenin artık manası kalmamıştır. Zirâ; açlık hiç bir şeyi bilmez ve dinlemez. Kat'î cevab-ı alinize saniye-be-saniye kemal-i heyecan ve tesirle intizārdayım. Bu vesīle ile takdīm-i ahzāmāt eylerim efendim.

Etrāf-ı Şehir Cepheler Kumandanı Özdemir

 

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 7 Temmuz 2017 tarihli yazısında, yine haddini aşarak, paranoyak ve aymazlık içinde, bizi Cumhuriyet felsefesini anlamamakla suçluyor. Sen kimsin ki, vatanına milletine bağlı insanlar olarak bizi böyle pervasızca suçluyorsun. Takmışsın bir algı kelimesine bizi iham ediyorsun. Esas algıyı sen oluşturuyorsun.

Şöyle diyor Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan: Ne var ki bütün bu belgelerin varlığına rağmen, onları “transkripsiyon” adı altında “tahrîf” ederek Türk millî tarihini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, “algı operasyonları” ile ortadan kaldırmaya çalışan, Mustafa Kemâl’i öteleyen, yok sayan, Ayntâb savunmasında, “asker yoktu, top yoktu, tüfek yoktu, mermi yoktu”, “yardım istendi hiç kimse gelmedi”, hatta yardım isteme amacıyla haykırdılar, ağladılar, sızlandılar, çığlık attılar, “feryâd” ettiler yine de kimse gelmedi, hiçbir yardım yapılmadı, “açlıktan öldüler” “açlıktan teslim oldular” gibi gerçek dışı beyanlarla, Mustafa Kemal’i, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini ve Türk Silahlı Kuvvetlerini suizan altında bırakan, Türk halkını vicdansız ve acımasız olarak niteleyenler, çalışmalarına aralıksız devam ediyorlar.”

Yukarıda sunduğumuz belgelere ilaveten, Lohanizade Mustafa Nureddin kitabında Antep savunmasını şöyle özetlemişti. "Bizi ne top mağlup etti, ne tüfek; ne düşmanın kuvveti bizi kaçırdı, ne mühimmatı; ne tankı ve ne tayyaresi... Bizi yalnız bir şey ezdi, büzdü, gözleri­mizden kanlı yaşlar döktürerek yurdumuzdan çıkardı. O da: Açlık!…"

Ayıntab Mutasarrıflığına 12 Aralık 1336/1920 tarihli ve 500 ve 504 numarayla yazılan yazılara göre, savunmayı icra eden cephelerin geniş olması ve yeteri derecede silah olmaması sebebiyle, şehir içindeki polislere, adliye ve maliye tahsildarlarına hükümetçe verilen silahların harp bitine kadar mazbata karşılığında savunmaya katılan kişilere verilmesi talep edilmiştir. Şehir dışındaki düşmanı şehre sokmamak üzere görev yapan kişilerde yeteri kadar silah ve cephane olmadığı için, şehir içindeki kişilerde resmī olarak bulunan silahların istenmesi, savunmadaki cephane eksikliğini bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

Numara: 500  4.12.1336, Ayıntâb Mutasarrıflığı Huzûr-ı Âlisine

Cephelerimizin vâsi olması ve mevcûd silâhımızın adem-i kifâyesi sebebiyle bir çok gayr-i müsellah neferlerimiz âtıl bir hâlde durmaktadırlar. Cep­he boşluğunu doldurmak üzere polis efendiler üzerindeki silâhların mu­hârebe hitâmında iâde edilmek üzere mazbata mukâbilinde bize verilmesinin îcâb edenlere emir buyurmanızı ricâ ederim efendim.

Numara: 504, Ayıntâb Mutasarrıflığı Vekâlet-i Aliyyesine

Ahvâl-i hâzıra dolayısıyle cepheleri berây-ı takviye gayr-i müsellah efrâdı teslîh etmekteyiz. Eslihanın mefkûdiyeti bu teşebbüsü akîm bıraktırmağa sâik olacağından memûrîn-i adliye ve mâliye ve tahsîldârânda mevcûd olduğu görülen ve mukaddemâ taraf-ı hükûmetden verilen eslihaların jandarma dâiresi tarafından toplatılmasına emir ve müsâade-i aliyyelerini istirhâm eylerim. 6.12.1336.

31 Ocak 1337/1921 tarihinde İkinci Kolordu Kumandanı Salâhaddin Adil Bey’e ve Dokuzuncu Fırka Kumandanı Kâimmakâm Mehmed Hayrî Bey’e yazılan mektup, sitemkar cümlelerle doludur. Mustafa Yavuz’un şehit düştüğü belirtilir. Cephane neredeyse kalmadığı için artık düşmana sıkacak mermi de yoktur. Güvercin postasının getirdiği mektup havada düşmüş ve haber alınamamıştır. Özdemir Bey, bu gibi aksaklıklar karşısında insanın çaresizlikten dolayı ağlamamasının mümkün olmadığını duygusal ifadelerle yazıya dökmüştür.

31.1.1337, Numara: 570, Ayıntâb

 
Etiketler: Pekdoğan’ın, İddialarına, Cevap, (6),
Yorumlar
Haber Yazılımı