Yazı Detayı
21 Aralık 2017 - Perşembe 00:49
 
Pekdoğan’ın İddialarına Cevap (4)
Halil İbrahim YAKAR
 
 

 “Bir çakıl taşı getirin kafidir, ilmi nesiller tamamlar.”

Fuad Köprülü

Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Sayın Yakar, Milli Mücadele’nin Programı ve Stratejisine aykırı düşüncelerini, kitabının “Sonuç” kısmında daha da açık bir dille ifade etmiştir: “Antep savunmasını, sevk ve idare eden Heyet-i Merkeziye, Ayıntab Mutasarrıflığı’na bağlı olarak hizmet vermiş, Etraf-ı Şehir Cepheler Kumandanlığı da Heyet-i Merkeziye'nin emrinde görev yapmıştır”. Yakar’ın bu ifadesi, öncelikle defterdeki yazışmalara tamamen aykırıdır. Yakar, bu ifadeyle, defterde adı geçmesine rağmen, Mustafa Kemal’i, Milli Mücadele’nin Programını, Genelkurmayı ve Sivas Kongresi kararlarını Ayntâb savunmasında yok saymıştır. Oysa Mustafa Kemal, Sivas Kongresinde, Milli Mücadele’nin Programını ve savunma stratejisini hazırlamış ve bu doğrultuda harekât gerçekleştirilmiştir. Bütün bunları bilmeden, tarih ilmi konusunda, bir edebiyatçının, lisede aldığı tarih bilgisi ile ilim adına, beyanda bulunması, üstüne üstlük, yalan-yanlış ifadelerle kitap yazması, ilim adına utanç verici bir husustur. Daha da vahimi, bu tür tutumların kuşkusuz desteklenmesidir. Neden? Her şeye rağmen kimin ya da kimlerin amacı nedir? Bütün bu hususların ilgili birimlerce araştırılması gerekir.”

Biz kitabımızda içeriği itibariyle Antep savunması Telgraf Tamim Defteri’nde zikredilen Antep Heyet-i Merkeziyesi’nin hiyerarşik yapısını, Antep özelinde bir şema ile ortaya koyduk. Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, nasıl bir ruh haliyle, bizim Mustafa Kemal Paşa’yı, Milli Mücadele’nin Programını, Genelkurmayı ve Sivas Kongresi kararlarını yok saydığımızı ortaya koyuyor, anlamak mümkün değil. Saçma sapan bir düşünce zihniyeti.

Sayın Pekdoğan, paronayak bir şekilde bir sürü zırvalıkla sorduğun sorulardaki gibi, bizim kimsenin amacına uygun bir hareketimiz yok. Biz sadece Antep savunmasının bu güne kadar yayınlanmayan bazı ana kaynaklarını orijinal belgeleriyle ortaya koyan çalışmalar yapıyoruz. Biz Antep savunması Askeri İaşe Defterleri’nde, cephelere gönderilen erzak miktarlarını gün gün yayınladık. Hastane Defteri’nde savunma döneminde hastane haline getirilen Şeyh Fethullah Camii’ndeki yaralı ve şehitlerin durumlarını ayrıntılarıyla liste halinde ortaya koyduk. Telgraf Tamim Defteri’nde, Heyet-i Merkeziye’nin yaptığı yazışmaları orijinal halleriyle yayınladık. Antep savunması İaşe Satınalma Defteri’nde, Heyet-i Merkeziye’nin fakir halka dağıttığı erzak listesini, orijinal belgeleriyle ortaya koyduk. Biz tekmili birden Antep savunması yazmadık. Bahsettiğimiz kitaplarda Antep savunmasının sadece belli bir kesitini detaylarıyla ortaya koyduk. Biz belgeleri Osmanlı Türkçesindeki halleriyle yayınladık.

Yaklaşık 26 yıldır Gaziantep Üniversitesi Tarih bölümünde görev yapmaktasın. Bir tarihçi olarak bu zamana kadar tam teşekküllü bir Antep savunması ortaya koydun da, biz mi okumadık. Veya yukarıda bahsedilen, bizim çıkardığımız kitapları çıkardın da biz mi görmedik.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar’ın bu kitabındaki, diğer bir husus da, defterdeki belgelerde Mustafa Kemal ismi geçmesine rağmen, “Önsöz”ünde, Mustafa Kemal ya da Atatürk ifadelerine asla yer verilmemiş olmasıdır. Bu tutum çok düşündürücüdür.”

Sayın Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, bir kitabın önsözü o kitap hakkında genel bilgilerin verildiği, kitabın genel bir değerlendirilmesinin yapıldığı bölümdür. Pekdoğan, önsözde Mustafa Kemal Paşa’dan bahsetmediğimizden hareketle bizi -güya kendince- Atatürkçü olmamakla suçluyor. Oysa kitabın pek çok yerinde Mustafa Kemal Paşa’dan bahsedilmektedir. Sonuç bölümüne yazdığımız şu cümleye tarihçi Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan ne diyecek: Bahsedilen belgeler göstermektedir ki, Antep savunması planlı ve düzenli olarak organize edilmiş bir kurmay savunmadır. Sadece Antep yerel kuvvetlerden teşekkül bir savunma değildir. Düzenli ordunun da elinden geldiği kadar yardımcı olduğu ve bizzat Ankara’nın içinde bulunduğu bir savunmadır. Antep savunması, Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal Paşa tarafından bizzat dikkatlice takip edilmiştir.”

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan devam ediyor: Defterdeki en son tarih, Yakar’ın iddia ettiği gibi, “7 Şubat 1337/192l” değil, 6/7.2.37 tarihidir.” Defterde yazan 6/7.2.37 tarihindeki 6’yı değil de 7’yi tercih etmişiz. Zira ikisi de belgede var. Pekdoğan ne büyük bir yanlış bulmuş.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan 7 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Sayın Yakar, kitabın “Sonuç” kısmında, “Öyle ki 3. Muhasaranın olduğu 22 Kasım 1920 tarihlerinde (tamim no: 483) cephede savaşan askerler, cephane eksikliğinden dolayı, düşman 80-100 metre yaklaşmadan ateş etmeyecek, ettiği ateş tam isabet olacak, sıktığı kurşundaki boş kovanı tekrar toplayıp imalathaneye gönderecek, kaç tane kovan gönderdiyse bir sonraki sefere o kadar fişek alabilecek, yoksa kendine fişek verilmeyecektir. İşte Antep savunmasında kahraman müdafilerin karşılaştığı acı tablo budur. Şehri korumakla görevli her ferd buna uymak zorundadır. Kendini mi müdafa etsin yoksa mesul olduğu mevzide düşmanı şehre sokmamak için stres altında düşmanla mı savaşsın? Yayınlanan tamim savunmadaki her bir askerin ruh halini bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Önceki tamimde 80-100 metre olan düşman mesafesi 485 nolu gayet acele tamimle 70-80 metre mesafesine indirilmiştir. ”Şimdi bu cümleye bakalım bilgiler nasıl çarpıtılmış) Defterdeki 483 nolu belgede, “…80-100 metre…” gibi bir ifade yoktur. Yakar’ın “Kendini mi müdafa etsin yoksa mesul olduğu mevzide düşmanı şehre sokmamak için stres altında düşmanla mı savaşsın?” ifadesi, vatanı, bayrağı ve namusu için canını vermeye karar verenler için hiçbir anlam taşımaz, çünkü onlar için, “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır”. Onların aklına böyle anlamsız sorular hiç gelmez.”

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan’ın bu ifadelerine karşın yayınladığımız kitaptaki belgeleri aynen aşağıya alıyoruz. Bakalım Pekdoğan bu belgeleri okuyunca ne diyecek.

 

Numara: 477, Telefon, 21.11.1336

Mıntıka Kumandanlıklarına

Cephelerde şu dakîkadan itibâren beyhûde cephâne sarf edilmeyecek korkuya mahal yoktur. Düşman size 80 ile 100 metre yaklaşmadan ateş edilmeyecek. Yapılacak ateş dâimâ basîret üzere olacaktır. Herkes siperinde dikkatli bulunmalıdır. Bugün sizlere verilen cephâneler ihtiyâd olarak verilmiştir. Aksi hâlde hilâf-ı emir hareket edenleri şedîden tecziye edeceğim şimdiden ihtâr eylerim. Saat 12.00

Numara: 485

Gâyet müstaceldir.

Çınarlı, Balıklı, Musullu, Aydınbaba, Ahmed Çelebi, Mağarabaşı, Beşinci Mıntıka, Tabakhâne, 27. Semte

Fişenk sarfına ziyâdesiyle dikkat ve itinâ edilecek düşman pek yakın mesâfeye 70/80 metreye gelmeden katiyyen ateş edilmeyecek. Fişenk sarfiyâtında isrâf ve beyhûde uzak mesâfelere endâht edilmemesini ehemmiyetle tavsiye eder aksi hâlde bulunanları şiddetle tecziye edeceğim.

 

Numara: 483, (Tamîm)

Bil-umûm Mıntıkalara

 

1-Bil-umûm cephelerden her gün berây-ı tamîre gelen tüfenklerden ve bizzât vâki olan müşâhedâtımdan anladığıma göre tüfenkler gâyet fenâ tutulmakta, tathîr edilmemektedir.

2-Bu hâlin devâmı bâ’is-i felâket olacaktır. Zîrâ herhangi bir eslihâ temiz tutulmaz ise az zamân zarfında derhâl âtıl kalacak isti’mâle gayr-ı sâlih olacağı ma’lûm bir keyfiyettir.

6. Endâht edilen fişenklerin boş kovanları doldurulmak üzere imâlâthâneye gönderilecekdir. Her nefer sıktığı fişengin kovanlarını vermez ise cephâne alamayacaktır.

7. Bu emrin tamâmen tatbîkini bil-umûm alâkadâr fırka kumandanlarından katiyyen taleb ederim. 23/24.11. 1336

İşte sana yukarıda sıralanan belgelerin içerikleri. Belge değerlendirmeyi bilmiyorsan çevrene sorabilirsin.

Gerçi Pekdoğan belge değerlendirmesinin zor olduğunu Gazi’den Gazi’ye- Mustafa Kemal ile Muhaberat kitabının önsözünde bizzat kendisi belirtmişti. Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan anlayamadığı veya çözemediği belgeler için kitabının önsözünde (s. XI) şöyle diyordu: “Yazışmalardaki bazı kelimelerin günümüz Türkçesinde karşılıklarının bulunmaması, bazı kelimelerin anlamlarının günümüz Türkçesinde yetersiz olması veya tam anlamıyla zihin dolgunluğu yaratmadığı, bundan dolayı meydana gelecek olan anlam dağılmasını önlemek amacıyla günümüz Türkçesine aktarılması olumlu olarak değerlendirilmemiştir.

Yazdığı paragrafı anlayan beri gelsin. Hem derdini anlatamamış, hem de kendi çaresizliğini Türkçeye yüklemiş. Son dönem Osmanlı Türkçesindeki hiçbir kelimenin günümüz Türkçesinde karşılığının bulunmaması mümkün değildir. Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan kendi anlayamadığı veya idrak edemediği kelime ve kavramların suçunu günümüz Türkçesine bağlamış. Heyhat!.

 

 
Etiketler: Pekdoğan’ın, İddialarına, Cevap, (4),
Yorumlar
Haber Yazılımı