Yazı Detayı
20 Aralık 2017 - Çarşamba 00:13 Bu yazı 156 kez okundu
 
Pekdoğan’ın İddialarına Cevap (3)
Halil İbrahim YAKAR
 
 

 “Bir çakıl taşı getirin kafidir, ilmi nesiller tamamlar.”

Fuad Köprülü

Pekdoğan 5 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: Yine kitabın “Önsöz”ünde, “Defterin 54, 107 ve 108. sayfaları kaybolmuştur” denilmektedir. Oysa kayıtlarda eldeki defterin 54. sayfası mevcut olup, dış kapaklar hariç tamamı 108 sahifedir ve son sahifesi, arkalı-önlü (107-108) boştur. Galiba Doçent Bey, 106 sayısını da, yine her zaman olduğu gibi, yanlışlıkla “109” olarak okumuş olmalı ki, 107. ve 108. sayfaların kaybolduğu(!!!???) kanaatine varmış ve defterin 110 sahife olduğunu iddia etmiştir…… Ayrıca Yakar, kitabın yine “Önsöz”ünde,“Numarasız yazılarla beraber toplam 215 belge bulunmaktadır” diye kaydetmiş, ancak bu bilgi de yanlıştır. Çünkü defterde, 215 belge bulunmamakta, 216 belgenin kaydı bulunmaktadır….. Bütün bunlardan, edebiyat doçenti olan Yakar’ın, tarih alanında, belgenin ne olup-olmadığını seçemediği gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Bizim yayınladığımız eldeki mevcut defterde bahsettiğimiz 54, 107 ve 108. sayfalar maalesef kaybolmuştur. Sauın Pekdoğan, bizim ortaya koyduğumuz defterde bu sayfalar yok. Senin yayınladığın kitabın hangi sayfalarında bu belgelerin aslı varsa söyle de, 2. baskısında engin bilgilerinden faydalanarak kaybolan sayfaları senden alıp yayınlayalım. Bizdeki kayıtlarda belge sayısı 215 idi, kendisinde 216 imiş. Ne büyük bir fark ve eksiklik.

Sayın Pekdoğan doğrusu ile yanlışı ile bizim çıkardığımız kitap ortada. Sen yayınladığını söylediğin kitabı piyasaya çıkar da, biz engin bilginden faydalanarak Antep savunmasını senden öğrenelim. 2015 Kasım’ında çıkardığını söylediğin kitabın hangi kitapçıda hangi kütüphanede var, ortaya koy da doğrusunu öğrenelim.

Pekdoğan bizim Telgraf Tamim Defterindeki belgeler üzerinde yer alan “Sureti Kılıç Ali Bey’e gönderildi” ifadelerinden yola çıkarak yazdığımız “Antep'ten ayrılmasına rağmen, yazıların bir sureti aynı zamanda Kılıç Ali Bey’e de gönderilmektedir. Savunma esnasında ve sonrasında Gaziantep özelinde etkili bir şahsiyet olan Kılıç Ali Beyin, Antep ile irtibatını kesmediği, resmi olarak savunmayı takip ettiği belgelerde gözükmektedir” cümlemizden hareketle yazısında engin bilgisini ortaya koyarak Kılıç Ali Bey’i ve anlatıyor ve ekliyor “Cephe Komutanı Kılıç Ali, o nedenle Maraş-Ayntâb Bölgesi Genel Kuvâ-yı Milliye Komutanlığı vekâletini Binbaşı Reşit Bey’e vererek Ayntâb’dan ayrılır.”

Sahi, Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, bahsettiğiniz Binbaşı Reşit Bey kim acaba. Reşit Bey, Antep savunmasının hangi aşamasında yer almıştır. Yoksa sizin Binbaşı Reşit Bey diye bahsettiğiniz komutan, Binbaşı Recep Bey olmasın sakın. Antep savunması tarih bilginizi gözden geçirseniz iyi olacak sanırım.

Diğer yandan Pekdoğan –güya- bizim Kılıç Ali’yi yok saydığımız vehmine kapılarak şu cümleleri sarf ediyor: “Yurdun her yerinde olduğu gibi Ayntâb’da da harfiyen uygulanan, Mustafa Kemal’in belirlediği Milli Mücadele’nin Programı ve Stratejisidir. Yakar, bu programdaki ilkelerden hiç bahsetmeden, onu tamamen yok sayıp, okuyucuda soru işareti yaratacak şekilde, Kılıç Ali’nin 9 Mayıs’ta Antep’ten ayrıldığını yazıyor. Kılıç Ali neden, niçin, nasıl Antep’e gelmiş, neden, niçin, nasıl Antep’ten ayrılmıştır? Kılıç Ali, 14 Şubat 1921’de tekrar Ayntâb’a neden dönmüştür? Ayntâb savunması ile ilgili kararların alındığı Sivas Kongresinin adının dahi anılmadığı, tamamen uydurma bir tarih bilgisiyle kaleme alındığı gün ışığı gibi ortada olan kitaptaki görüş ve düşünceleri kabul etmek mümkün değildir. Öte yandan defterde (Sûreti Kılınç Ali’ye gönderildi) ifadesi yer almasına rağmen Yakar’ın kitabında yazılan (Sûreti Kılıç Ali’ye gönderildi) ifadesi de yanlıştır.”

Sayın Pekdoğan, biz kitabımızda Antep savunmasının bütün safhalarını ortaya koymadık; sadece Telgraf Tamim Defteri’nde bahsedilen konuları ele alan değerlendirmeler yaptık. Sen engin bilginle, tekmili birden bir Antep savunması kitabı yazarsan, bahsettiğin bütün durumları tafsilatıyla birlikte ortaya koyabilirsin. Diğer yandan, biz Türkçe söyleyiş bakımından Kılıç Ali yazmışız, Pekdoğan doğrusunun Kılıç değil, Kılınç olduğunu belirtmiş. Ne büyük bir hata yapmışız ki, hemen doğrusunu yazmış. Türkçe bilgisiyle bizleri aydınlattığı için teşekkür ediyoruz.

Pekdoğan 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Yakar, kitabının “Sonuç” kısmında, “Büyük Millet Meclisi, Antep savunmasının devam ettiği günlerde, yoğun olarak Batı Cephesine ağırlık verdiği için, daha lokal kalan Antep'e fazla bir şey yapamamıştır; fakat savunmayı idare eden komuta heyetini bizzat görevlendirmiştir…”. Bu cümle, tamamen gerçek dışı ve talihsiz bir beyandır ve Sayın Yakar, bu iddiasının dayanağını, kısa bir zaman zarfında, açıklamak zorundadır, aksi halde, Büyük Millet Meclisini (T.B.M.M.) ve kurucusu olan Mustafa Kemal’i suizan (su’izan) altında bırakmış olacaktır.”

Yazdığımız bu cümlenin neresinde Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal Paşa’yı zan altında bırakacak ifadeler vardır. Telgraf Tamim Defteri’ndeki belgelerde yazıldığı üzere, yardım istenmesine karşın çoğu zaman yardım edilemediği dile getirilmektedir. Aşağıda, yayınladığımız kitabın 336-340 sayfalarında halkın nasıl çaresizlik içinde olduğu Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya yazılan yazıda ortaya çıkmaktadır:

Ankara'da Büyük Millet Meclisi reisi Mustafâ Kemâl Paşa Hazretlerine

            Târîhin hiçbir sahîfe-i celâdetine kayd edemediği binlerce hamâset-i şehnâmeleri yaratan Ayıntâb millî davâmızın sübûtiçün bir seneye karîb bir zamândan beri kanını cânını ve bütün hânmânını fedâ etmesinin mükâfâtı olarak üç aydan beri mahsûr bulunuyor. Bu muhâsara düşmanın mücerreb ve katî olan cebâneti sâyesinde büyük bir ehemmiyeti hâiz değil iken içeride bulunan bir avuç mücâhid on altı bine karîb nisvân sıbyân aç ve bu açlık seyyiesiyle esâret zilletine âmâc kaldılar. İçerideki gayr-ı muntazam kuvvetten ayrılan yirmişer ellişer kişiden mürekkeb kuvvetle hâriçteki kuvvetlerin mahzâ eser-i tevehhümleri olarak yarılmaz zannıyla top düellosundan başka ciddî bir taarruzda bulunmamasına rağmen sâlif'ül-arz küçük kıtalar muhâsara hattını bir çürük diş gibi söküp atarak mitralyöz ve otomatik i’tinâm ederek hurûç yapmaktadırlar. Ayıntâblıların mukaddesâtlarına millî haysiyetlerine izzet-i nefs-i ictimâiyyelerine karşı ne derece sâdık ve muteassıb oldukları bidâyetten beri vâki harekâtlarıyla sâbittir. Bu merbûtiyyet ve taassub huzûr-ı devletlerini tasdîa sebeb olmaktadır. Paşa hazretleri hiçbir Ayıntâblı zerresinin kemikleri üstünde Fransız ve Ermenî askerinin düğün yapmasına tahammül edemez. Bugünlerdeki vaziyyet gâyet mechûl ve muzlim bir şekil aldı. Ne oluyoruz Ayıntâb sevgili Anadolu'nun istiklâl ve haysiyyeti için her vakit bin cânla bin defa fedâ olan ve ölmeye hâzır bulunan Ayıntâb ne oluyor bu memleket teslîm olmak zilletine râzı değildir ve olamaz. Şimdiye kadar hükûmetin yardımından başka kendi kîsesinden milyonlarca lira sarf etmiş binlerce şehîd vermiş bütün hânmânlarının hârabına katlanarak elli milyon lira zarar-ı mâddiye uğramış ve böyle istîlâlara marûz kalan en büyük en benâm şehirlerimizden daha Hudâ-pesend celâletler göstermiş. Bu ana toprağı düşmana boyun eğemez günahtır. Paşa hazretleri, kadınlarına çocuklarına varıncaya kadar ot köküyle ağaç kabuğuyla tegaddî ederek istiklâl yolunda kurbân olmaya her ân ahd ü peymân eden Ayıntâb'ın böyle yardımsızlık yüzünden inleye inleye göçüp çökmesine nasıl râzî olacağız?

Anadolumuzun, Türklüğün ve millî davânın kurbânı olan bu memleketi kat'î bir taarrûz emriyle ana vatandan ayrılmamak için kanlı vücûdunun tırnaklarına güvenip hâlâ müdâfaada bulunan sıbyân u nisvândan mürekkeb on altı bin nüfûsun hiç olmazsa yoluna fedâ olduğu büyük vatanın fedâkâr ordusunun âgûş-ı siyânet ve şefkatinden atılmamasını ağlayarak arz u istirhâm eyler makine başında cevabını şiddetle intizâr eyleriz.

 

 
Etiketler: Pekdoğan’ın, İddialarına, Cevap, (3),
Yorumlar
Haber Yazılımı