Yazı Detayı
19 Aralık 2017 - Salı 00:05 Bu yazı 155 kez okundu
 
Pekdoğan’ın İddialarına Cevap (2)
Halil İbrahim YAKAR
 
 

“Bir çakıl taşı getirin kafidir, ilmi nesiller tamamlar.”

Fuad Köprülü

8 Temmuz 2017 tarihli yazısında Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan şöyle diyor: “Yakar, s. 278: “kutu morfin ampül”. Sayın doçent buradaki kelime “ampül” değil “ampul” olacak. Yakar, aynı sayfada, kelimeyi okuyamayınca “geniyin? kompoca?”diye uydurmuş, lakin kelimenin doğrusu: “kinin kompoce”dir. Sayın doçent 2014 yılında yayınladığı kitabında da aynı hata ile aynı kelimeyi yazmış. Bir yılda daha çözemedin mi? Anadolu halkının büyük bir bölümünün bildiği “kinin” kelimesini sayın doçent bilmiyor!!! Bilmediği gibi, kelimeyi de okuyamıyor bu duçent. Tam bir komedi.”

Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, “ampül” diye yazdığımız kelimenin doğrusunun “ampul” olduğunu bulmuş. İlim dünyasına ne kadar da büyük bir katkı sağlamış. Engin Türkçe bilgisiyle bizleri aydınlattığı için sonsuz şükranlarımız sunuyoruz. Doğrusunu çıkaramadığımız için geniyin kelimesinin yanına ? koyarak akademik ahlaka uygun hareket etmişiz.

Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan bunun üzerinden edebe, ahlaka, akademiye yakışmayacak derecede seviyesiz ifadelerle sahip olduğumuz doçent unvanıyla –güya- dalga geçiyor. Pekdoğan’ın bu seviyesiz üslubunu aynen kendisine iade ediyorum.

Sayın Pekdoğan yaklaşık olarak 26 yıldır Gaziantep Üniversitesi tarih bölümünde görev yapmaktadır. Duçent diyerek dalga geçtiği akademik ortamda kendisi yaklaşık 19 yıldır Yrd. Doç. Dr. unvanına sahiptir. Mübarek sanki bu unvana demir atmış, hiç oradan gidecek hali yok. Pekdoğan, kendini geçmişten günümüze kadar geçen sürede olduğu gibi, boş işlere vermeyip zaman bularak, doğru dürüst akademik çalışma yapsaydı, herhalde kendisi de duçent, pire-fösör diyerek dalga geçtiği unvanlara çoktan sahip olurdu.

Diğer yandan Pekdoğan isim vermese de 2014 yılında çıkardığımız Antep Savunması Hastane Defteri’ne atıf yaparak zikrettiği kelimeyi bir yılda çözemediğimizi belirtiyor. Biz Hastane Defteri’nde 2023 tane Antep savunması kahramanının ayrıntılı olarak yaralı durumlarından bahsetmiştik. Celal Pekdoğan’ın engin bilgisiyle Hastane Defterini de inceleyip değerlendirmesini bekliyoruz. Herhalde Pekdoğan bu lütfundan bizi mahrum bırakmaz.

6 Temmuz 2017 tarihli yazısında Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan şöyle diyor: “…defterin başlığında Etrâf-ı Şehir Cepheler Kumândanlığı Tahrirât ve Telgraf ve Telefon ve Tamîm Defteri,13 Teşrîn-i sânî (Kasım) 1336…” ifadesi yoktur. Defterin başlığında, Etrâf-ı Şehir Cebheler Kumândanlığı Tahrirât ve Telgraf ve Telefon ve Ta’mîm Defteri,13/11/336…” ifadesi yazılıdır.” Defterde 13.11. 1336 yazılı iken biz Hicri 11. ay olan Teşrin-i Sani’nin kasım ayı olduğunu okuyucuya hatırlatmak için açıklama yapmışız, bunu eleştiriyor. 

6 Temmuz 2017 tarihli yazısında Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan şöyle diyor: “Defter Müze Uzmanı Ü. Gülsüm Yaprak Pusat’ın gayretleri sonucu ortaya çıkarılmıştır” ifadesi gerçek değil, çünkü adı geçen defteri ben daha önce yayınlamıştım.” ifadesini, 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında da belirtmişti ve şöyle demişti: “Önsöz”deki, “Antep savunmasının ardından uzun yıllar herkesin bahsettiği Telgraf Defteri'ni inceleyip ortaya koymak bizlere nasip oldu” ifadesi asla gerçekçi ve doğru bir ifade değildir. Çünkü yukarıda adı geçen defter, Kasım 2015’de tarafımdan yayınlanmış ve basın yoluyla kamuya da duyurulmuştur.”

Pekdoğan, 15 Kasım 2015’te Gaziantep 27 gazetesinin sürmanşetinde “Pekdoğan’dan 2. Bomba” adıyla bir röportaj verdi ve Telgraf Tamim Defteri’ni yayınladığını duyurdu. Ve bunu birkaç yerde tekrar etti. Ben şimdi buradan Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan’a sesleniyorum: Sayın Pekdoğan, yayınladığını söylediğiniz kitabınızı sizden başka bilen yok. Ortaya çıkarın da biz de sizin engin bilgilerinizden faydalanalım.

Diğer taraftan Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan, Şubat 2014’te yayınladığı Gazi’den Gazi’ye - Mustafa Kemal ile Muhaberat adlı kitabının önsözünde şöyle diyordu: “.. fakat şu an basılmakta olan ve bu kitaptan hemen sonra yayımlanacak “Hastane Defteri” ile “Ayıntab Savaşında Askeri Anbardan Mücahitlere Çıkan Gündelik Erzak Miktar Defteri” okununca zihinlerin biraz daha berraklaşacağını düşünüyorum.” Pekdoğan, kendinin çıkaracağı Hastane Defteri ile Erzak Defterinin basılmakta olduğunu ve çıkardığı kitaptan hemen sonra yayınlanacağını ifade etmişti. Şubat 2014’ten, Aralık 2017’ye kadar yani, aradan 45 ay geçmesine rağmen kitaplar hala matbaadan çıkmadı ve bizler bahsedilen kitapları görüp okuyarak bilgilenemedik. Sayın Pekdoğan, yukarıdaki kitap gibi bahsettiğiniz kitapları ortaya çıkarın da, bilim dünyası bilgilerinizden istifade etsin. Diğer yandan Pekdoğan, Gazi’den Gazi’ye kitabının kapağında bulunan fotoğraftaki kişilerin isimlerini yanlış yazmıştı. Biz de Askeri İaşe Defterleri adlı çalışmamızda fotoğraf isimlerini düzelterek doğrusunu yazmıştık.

Pekdoğan, 5 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Ayıntab Etraf-ı Şehir Cepheler Kumandanlığı Tahrirat, Telgraf, Telefon, Tamim Defteri Sessizliğin Çığlığı”, Gaziantep- Aralık 2015 adlı kitabı okurken neredeyse bayılacaktım.” Pekdoğan kitabı okurken neredeyse bayılacakmış. Bu nasıl bir akademik üslup. Şimdi bayılma sebebi olarak gösterdiği hatalara bakalım. Yine Pekdoğan devam ediyor: “Kitabın dış kapağında ve iç kapağındaki, “Ayıntab Etraf-ı Şehir Cepheler Kumandanlığı Tahrirat, Telgraf, Telefon, Tamim Defteri” ifadesinin transkripsiyonu yanlıştır. Doğrusu şudur:“Etrâf-ı şehir Cebheler Kumandanlığı Tahrîrât ve Telgraf ve Telefon ve Ta’mîm Defteri”. Kitap başlığında “ve” bağlacını vermeyip onun yerine virgül koyduğumuz için bizi eleştiriyor. Kitap adına Osmanlı Türkçesindeki ve bağlacı yerine virgül koymuşuz, bunu hata kabul ediyor.

Pekdoğan 5 Temmuz 2017 tarihli yazısında şöyle diyor: “Kitabın iç ve dış kapağına büyük puntoyla ve koyu olarak yazılan, “Sessizliğin Çığlığı” adı geçen ve Osmanlı Türkçesiyle yazılan defterin hiçbir yerinde yazılı olmadığı halde, kitabın iç ve dış kapağına bu ifade neden konmuştur? Bu başlıkla ne kastedilmiştir, bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Ayntâb savunması esnasında kimler sessiz kalmış da, bugün sessiz kalanların çığlığı dile getiriliyor? Bu neyin çığlığı?!!!”.

Bizim Antep savunmasıyla ilgili diğer bütün çalışmalarımızda olduğu gibi, kitabın içerdiği bilgileri dikkate alarak, alt başlık olarak koyduğumuz “Sessizliğin Çığlığı” ifadesini, defterin orijinalinde yok diye çılgına dönüyor ve haykırarak ekliyor: “Bu neyin çığlığı?!!!”.

Biz Telgraf Tamim Defteri’ndeki yazıların pek çok yerinde geçtiği gibi, muhasara altında bulunan ve seslerini duyuramayan halkın feryatlarını ortaya koymak amacıyla bu alt başlığı tercih ettik. Diğer yandan Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan’ın ne haddine ki, uzun uğraşlar sonucu ortaya koyduğumuz çalışmaya alt başlık vermeye karışıyor. Sayın Pekdoğan, kitap adlarını verirken sizden izin mi alacaktık?

Pek bizi ilgilendirmese de kendisi de yayınladığı Heyet-i Merkeziye Muhabere Defterine “Gazi’den Gazi’ye-Mustafa Kemal ile Muhaberat” adını vermiştir. Acaba, Muhabere defterinin hangi yerinde kendinin adını koyduğu ifade geçiyor, merak ettik.

Kendisi Gazi’den Gazi’ye derken Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Gaziantep’i kast etmiş olabilir. Oysa ki Muhabere Defteri’nin yazıldığı dönemde ne Mustafa Kemal Paşa gazi unvanını almıştı; ne de Büyük Millet Meclisi Antep’e daha gazi sıfatını vermişti. Zira Mustafa Kemal Paşa Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılmasından sonra, 19 Eylül 1921 tarihinde Gazi unvanını almıştı. Antep de 6 Şubat 1921’de Büyük Millet Meclisi tarafından Gazi’lik unvanıyla taçlandırılmıştı.

Pekdoğan Öbür yandan kitabın kapağına konulan fotoğrafın, Lohânizâde Mustafa Nureddin’den alındığı belirtilmiş, ancak, Yakar’ın “Kaynakça”da gösterdiği Lohânizâde’nin hiçbir kitabında böyle bir fotoğraf yoktur.” Sayın Pekdoğan kaynakça aramayı bilmediğinden olsa gerek, kitabın arkasında verilen Lohanizade’nin kitabının 179. sayfasında bu fotoğrafı görmüyor. Kendisi bir kez daha Lohanizade’ye bakarsa fotoğrafın orada olduğunu görecektir.

 

 
Etiketler: Pekdoğan’ın, İddialarına, Cevap, (2),
Yorumlar
Haber Yazılımı