Yazı Detayı
11 Eylül 2018 - Salı 00:41
 
KAYIRMACILIK
Sait Köse
 
 

Kayırmacılık, 'belli bir birey, küme, düşünce ya da uygulamayı diğerine tercihte nesnellikten uzaklaşarak yan tutmayı' ifade etmektedir. Toplumsal bir soruna neden olan akraba (nepotizm) ve eş-dost (kronizm )kayırmacılığı, her dönemde karşımıza çıkmaktadır.

En temelde adalet duygusunu izale eden bu sosyal davranış bozukluğu, hem bireysel ve hem de kamusal ahlakı yıpratmaktadır. Bir kimsenin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi vb. faktörler dikkate alınmaksızın sadece politikacı, bürokrat ve diğer kamu görevlileri ile olan akrabalık ilişkileri esas alınarak bir devlet görevinde istihdam edilmesine ya da tayin edilmesinin olumsuz sonuçlarını yaşamaktayız.

Bu durum yakın zamanda  Uluslararası bir toplantıda ayağını uzatıp hiyerarşik ve aynı zamanda akraba büyüğünü dinlerken, bazen Ülkenin koca koca Sanayi-İşadamları toplantısında iki yana hacı yatmaz gibi devrile devrile lise 1. sınıf ergen genci gibi konuşma üslubu ile kendini gösterir.  Kayırmacılık, ilerleme ve ödüllendirme  süreçlerine egemen olması gereken hak etme, layık olma, ehliyet sahibi olma, yaraşır olma gibi pozitif değerleri ihtiva eden liyakat ilkesinin önüne geçtiğinde sonucun bundan farklı olması bekleneme. Hak edilmeyen ve dolayısıyla hakkı verilemeyecek olan konumlara yapılan bu tür atamalar, sadece kendisi ile kalmayıp etik sınırları zorlayan bir davranış kültürü de üretmektedir. Birçok toplumsal ve kültürel zeminden beslenen bu durum, adil olmayan ayrımcılıklara yol açmaktadır. Sosyal bir hastalığa neden olan bu ayrımcılığa karşı yapılabilecek tek çözüm toplumun sosyo-kültürel gelişmişlik düzeyinin yükseltilmesidir.

Kayırmacı ilişkiler 'dikey ve hiyerarşik' bir ilişkiler ağı  üzerine kuruludur. Bu dikey iktidar ilişkisi, diyet ödeme ve minnet duygusu oluşturma gibi kamu hizmetlerinin yürütülmesinde kurumsal aklın giderilmesine yol açıcı niteliktedir. Kamu hizmetlerine giriş ve hizmet sunumunda eşitsizliğe yol açarak, adalet ve toplumsal güven duygusunu zedelemektedir. Söz konusu toplumsal hastalık ve/ya ahlak sorunu, emeğin kutsiyetini zedelemekle kalmaz, toplumsal tembelliğe  de yol açar. Bu sosyo-psikolojik sorun, bilgi, tecrübe ve davranış kültürü ile somutluk kazanacak olan kamusal temsiliyete sahip olan kimselere duyulan saygıyı da zedelemektedir.

Farklı sebepler ile ortaya çıkan bu tür uygulamalar, sistem yozlaşmasına, kurumsal yapıların zayıflamasına, kamusal alanda çöküş ve çözülmeye yol açmaktadır. Söz konusu akraba kayırmacılığı sosyal mayalanma ile toplumda , yaygın bir etki alanı üretmekle birbirini besleyen ve çoğaltan bir davranış kodu haline dönüşmektedir. Böylece akraba kayırmacılığı, toplumsal anlamda topyekûn bir sosyal çürümeye yol açmakta, çoğulculuğun dayanmış olduğu kültürel dinamikleri de yok etmektedir. Akraba, eş-dost ve cemaat asabiyeti ile himaye etme kültürü üreten kayırmacı yapılar, derin bir güvensizlik hissi var etmektedir. Bunlardan özellikle cemaatsel yapılar ya da kolektif kimlikler  üzerinden  üretilen kayırmacılık, en temelde bireylerin kendi özbenliğine ve beraberinde topluma yabancılaşmasına yol açmaktadır. Bu yabancılaşma süreci, toplumsal bünyenin değer alanlarını tüketmektedir. Siyasal ve bürokratik sistemin işleyişinin rasyonel zeminini tüketen bu sosyal mesele, kamu hizmetinin yürütülmesinde etkinlik, yerindelik ve güvenilirlik gibi kritik sorunlar  üretmektedir. Kamu hizmeti üreten tüm kurumsal örgütlenmelerin sosyo-kültürel dokusunu ve tutarlılığını yok etmektedir. Bunun yanı sıra, ayrımcılık nedeni ile uygulanan kayırmacılık, çalışma barışını zedelemekte ve iş verimini düşürmektedir. Bu durumda toplumsal güvenin yeniden tesisi ancak kamu yönetiminde kurumsal aidiyet duygusunun yer etmesiyle ve yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı kayırmacılığın olmadığı yönetim biçimi ile yeniden mümkün olabilecektir. Bu toplumsal ve kültürel yozlaşmanın önüne geçilebilmesinde en önemli unsur hiç kuşkusuz, kamu yönetiminde etik standartların belirlenmesi ve etkin biçimde uygulanmasıdır.Başarılı bütün devletlerde liyakat ve ehliyet temel bir kriterdir. Herhangi bir kurumun idaresi, eğitim, devlet yönetimi, iç veya dış siyaset liyakat ve ehliyetle yönetilmeye mecburdur.

Ayrıca, bu iki kardeş kavramın dini kaynağıda  açık bir “farz”dır. Ayet’e göre: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Liyakatsiz her bir yöneticinin varlığı, toplumun geri kalanına, başarı için çalışma ve uzmanlığa gerek olmadığı, bir diploma ( veya diploma olmadan da(!) ) ve “arka”ya sahip olmanın yeterli olacağı mesajını verir. Bu tercihler rekabeti kaldıracağından, orta vadede bile olumsuzluklarını göstermeye başlar, gelişmeyi durdurur. İçi boş ama presantabl, film karelerinden fırlama tiplerin ödüllendirilmesi ise işin mutfağını ve hammaliye kısmını taşıyan fedakâr liyakat sahiplerinin zamanla motivasyonunu bozar ve onları bilinçli bir seçimle sistem dışı kalmaya iter.Devlet çarkının iyi işlemesi ve güçlenerek ilerlemesi için, iyi yetişmiş insan, güçlü kaynak, doğru usuller gereklidir. Maalesef günümüzde yaygın olarak kullanılan “Ne bildiğin değil, kimi tanıdığın önemlidir” özdeyişi ile insanlar arası ilişkilerde sağlam bağlantıların ve kayırmacılığın ne denli yaygın olduğu anlaşılabilmektedir. Yukarıda ifade ettiğim size hiçte yabancı gelmeyen uygulamalar ile Ülkemizin ne hale düşürüldüğünün takdiri size kalmıştır.

 
Etiketler: KAYIRMACILIK,
Yorumlar
Haber Yazılımı