Yazı Detayı
21 Aralık 2017 - Perşembe 00:47
 
İNSAN...
Sait Köse
 
 

Bir anlatı ile başlayalım. Çocuk babasına sürekli olarak beni sinemaya götürür müsün talebinde bulunur. Baba her defasında bir bahane bulmaktansa Pazar günü götürmeye söz verir. Çocuk pazarı bekler. Pazar günü babasına kendisini sinemaya götürmeye söz verdiğini hatırlatır. Baba pazar rehavetinde ancak verdiği sözü de tutmalı. Gözü yerdeki gazetenin üzerindeki Dünya haritasına takılır. İçinden tamam der, bu günü de atlattık. Gazeteyi alır bir kaç parçaya böler, çocuğu uzatır, şimdi git bu gazetedeki dünya haritasını düzelt gel, gidelim. Çocuğun gitmesi ile gelmesi kısa sürer. Çocuk yaptım baba diyerek gazeteyi uzatır. Baba şaşkın bir ifade ile  nasıl yaptığını sorar. Çocuğun yanıtı; dünya haritasının arka sayfasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzeltince, dünya da düzeldi.

Dünya, yaklaşık 4,7 milyar yıl önce var olduğundan bu yana bir değişim içinde. Dünya’nın yaşı günümüzde ortak kanıya en yakın şeklinde ilk kez 20. yüzyılın başlarında Clair Patterson tarafından Zirkon kristallerindeki Uranyum miktarından yaklaşık “4.40” milyar olarak hesaplanmıştır. Kur-an ve tahrife uğramış olsa bile İncil ve Tevrat,bize  insanlığın varoluşu hakkında belli noktalarda net bilgiler veriyor. Kur-an, insanın bir “çamurdan bir hülasadan” yaratıldığını ifade ediyor. Bu ifade de hülasa, cümle içindeki anlamı itibariyle süzülmüş, özetlenmiş, kaynak olarak kullanılmış gibi anlamlarla ifade ediliyor. Tefsirlerden yorumlayabildiğimiz kadarıyla İnsanoğlunun, bir çamurun içerisindeki ilahi bir kıvılcımla ortaya çıktığı anlaşılıyor. Evrim teorisinin bu konu hakkındaki tezi, canlı türlerini oluşturan ilk hücrenin su ile toprağın birleştiği bir noktada oluşan bir hücreden meydana geldiğini, bu hücrenin denizde canlı türlerinin oluşumunu sağladığını, sonrasında canlıların sudan çıkarak diğer türleri oluşturduğunu savunur. Bu bakış açısı kimi din adamlarının Evrim teorisi ile Kuran’ın örtüştüğünü, aynı oluşumu anlattığını savunur. Nitekim, Kur-an, maddi ve şekil olarak bir tarifte bulunmadığından, belirtilen bu ipucunun şekil olarak anlaşılması pek mümkün olmamaktadır. Zira din kitaplarına biyoloji yada benzeri bir konsantre bilim kitabı olarak bakmak yanlış olacaktır.

Hem bilimin, hem Kur-an’ın bize sunduğu ipuçlarıyla elde ettiğimiz bulgu, çok net olmamakla birlikte kaynak olarak kullanabileceğimiz bir ortak sonuç ortaya koyuyor. İlk insanın tek bir noktada oluştuğu, bu insanın çoğalarak diğer insan topluluklarına temel teşkil ettiği kabul edilebilir bir gerçektir. Paleontolojik çalışmalarda elde edilen ilk insanlara ait bilgiler, günümüzden 100 Bin yıl öncesine aittir. Yani ulaşabildiğimiz en eski insan toplulukları bizden 100 Bin yıl önce yaşamıştır diyebiliriz. İnsan,100 bin yıldır evrimleşmektedir. Bu evrimleşme ile insan dünyayı git gide daha yaşanılabilir kılarken,yaşamı boyunca yaptığı canlı dünyası üzerindeki baskıyla canlı üzerinde olumsuz etkisi ile canlılığı yok etmektedir.Türlerin fiziksel,biyolojik değişimlerle yok olmasında insan etkisi hiçte azımsanmayacak kadar etkindir. Yani insan bir yandan yaparken bir yandan yıkmakla, yok etmekle kendi sonunu hazırlamaktadır.    

 

 
Etiketler: İNSAN...,
Yorumlar
Haber Yazılımı