Yazı Detayı
21 Kasım 2017 - Salı 00:23 Bu yazı 292 kez okundu
 
Hoşgörü
Latif BAYHAN
 
 

Hoşgörü konusundaki ilk güçlü argümanın kökleri, dinsel mücadelelerle bölünmüş ve kana bulanmış 16. ve 17. yüzyıl Avrupa’sına uzanır. Bu argümanın köklerinin o dönemin şartları içinde doğuşunun nedeni, sivil düzeni ve kişisel güveni tümüyle ortadan kaldıran bu çatışmaları önlemek arzusudur. Bununla birlikte bu argümanların çoğu, doğrudan doğruya yaşanan kanlı mezhep çatışmalarını önlemeyi veya bu çatışmalara son vermeyi amaçlayan bir yapı taşırlar. Bu argümanlar arasında özellikle iki tanesi hoşgörünün meşrulaştırılmasında, gerek teori, gerekse pratik bakımından çok önemli bir rol oynamışlardır.

Bu argümanlardan ilki, hoşgörünün vicdan özgürlüğüne dayanarak meşrulaştırılmasını esas alır. Protestan teolojisiyle de yakından ilişkili olan çıkışa göre, insana dinsel zorlama ve baskı yapılamaz.

İkinci argüman, din ile devletin bir birinden kesin bir biçimde ayrılmasını esas almaktadır. Bu da devletin elindeki zorlayıcı araçları, yurttaşlarına belli inançları kabul ettirmek için kullanamayacağı anlamına gelir. Devlet elindeki bu gücü sivil düzeni sağlamak için kullanmalıdır.

Hoşgörüden ayırt edilmesi gereken ilk kavram kayıtsızlıktır. Yani başkalarının pratiklerine onlara itiraz etmeksizin, onları kınamadan ya da tiksindirici bulmaksızın izin vermek kesinlikle hoşgörü göstermek değil, sadece özgürlük taraftarı olmaktır. Bir de unutmamak gerekir ki hoşgörü tatsız bir konudur. Bunun nedeni hoşgörü sorununun ancak tatsız şeylerle ilişkili olarak doğmasıdır. Fakat eğer onlar, yani kınadığımız şeyler olmasalardı işin içine hoşgörü kavramını katmak hiçte gerekmeyecekti. Serbestlik ya da özgürlükten bahsetmek yeterli olacaktı.

Hoşgörünün başka bir zorunlu koşulu, hoş görenin, hoş gördüğü davranışı etkileyecek bir konumda olması gerektiğidir. Hoşgörü gösteren, karşı çıktığı pratiği engelleme, etkileme ya da ortadan kaldırma gücüne sahip olmalı, ancak bu gücünü kullanmaktan kaçınmalıdır. Yani, gelişmiş bir insan için hoşgörü bir görevdir, hoş görülü olmama hakkı yoktur ve hoş görülme, bir hak olarak anlaşılmalı ve belirtilmelidir.

Yalnız bu arada ilginç bir ikilem karşımıza çıkmakta. Hoş görmekten bahsettiğimizde, hoş gördüğümüz şeyi kınadığımızı ve de ondan hoşlanmadığımızı belirtmiş oluruz.  Bu noktada hoşgörünün tahammül, yani tolerans anlamı ön plana çıkıyor. İşte burada,  tolerans kelimesini hoşgörüyle bire bir eş anlamlı kullanmak yerine, ondan hoşgörü kavramının anlamını derinleştirmek için faydalanmak daha isabetli gibi geliyor.

Nicholson  hoşgörüyü şöyle tarif etmekte: “Hoşgörü, bir insanın, önemli bulduğu bir şeyden sapmış olan ve bu nedenle de moral bakımından kınayacağı bir düşünceyi ya da eylemi önleme gücünü kullanmaktan kaçınma tasarrufudur.” Hoşgörüden bahsederken bu kavramı bir de karşıtı ile ele almak gerekir. Bu bağlamda aynı düşünür bakın ne diyor: “Kişinin kendisininkinden sapan ve moral bakımından kınadığı düşünceleri ve eylemleri engelleme gücünü kullanma eğilimi.”

Peki hoşgörü güzel de, bunun bir sınırı var mı? Olmalı mı? Hoşgörünün sınırları nasıl ve neye dayanarak belirlenmeli? Sanırım bu sorulara şöyle cevap vermek mümkün. Hoşgörü de , herhangi bir moral idealin yapması gerektiği gibi kendi sınırlarını belirler. Çünkü her ideal, kendi meşrulaştırılmasının parçası olan bazı moral ilkeleri ve kabulleri içerir ve bazı şeyleri kendisi aracılığıyla meşrulaştıramayacağı için, kendi alanının dışında bırakır. Bu nedenle hoşgörünün moral ideali, her ne olursa olsun, her şeye katlanmamızı gerektirmez. Bunun yerine ideal iki ana sınırı şart koşar: Önce, hoşgörünün moral temelini, yani tam moral varlıklar olarak bütün herkese saygıyı ihlal edeni, her ne olursa olsun reddetmemiz gerekir. İkincisi – ki birincisinin özel bir durumudur – hoşgörü idealinin kendisini ihlal eden her ne olursa olsun reddetmemiz gerektiği şeklindedir. Hoşgörüyü yok etmenin, hoş görülmesi gerektiği önerisi, gerçekten ve tümüyle kendi kendisi ile çelişiktir.

Sınırsız hoşgörü, zorunlu olarak hoşgörünün kaybolmasına yol açacaktır. Sınırsız hoşgörüyü, hoş görüsüz olanlara gösterirsek, hoşgörülü bir toplumu, hoş görüsüzlerin saldırısına karşı savunmazsak hoş görülüler ve onlarla birlikte hoşgörünün kendisi de ortadan kalkacaktır.

 

 

 
Etiketler: Hoşgörü,
Yorumlar
Haber Yazılımı