Yazı Detayı
03 Mart 2018 - Cumartesi 07:36
 
Çukurova’nın Gözü
Mustafa ASİLTEKİN
 
 

Günün kavurucu sıcaklığı ile perperişan olmuş bir halde gelmişti evine. Gece yarıyı yarılamış, cam kenarına oturmuş cama çarpan gece kelebeğinin camın kalbindeki tıpırtısının cama düşüşünü izleyen, karınca dostu, efsanelerin içinden çıkıp gelmiş, iyiliği, güzelliği şiar edinmiş, barışın yer yüzündeki dili, dirseği masada önünde de yüreğindeki pınarı bir kilim tezgahını dokur gibi dokuduğu daktilosu ile büyük gözlü bir dev dalıp gitmişti. Daktilonun yüreğindeki parmaklarının tıkırtıları derin derin soluyan bir tay gibiydi daktilonun sırtında. Arzu halini dinlediği bir köylünün derdine köylüden daha çok üzülen toprak gözlü adam. Sonra zaman ilerledi, daktilonun başından kalktı yatağına uzandı ellerini başının altına koydu; mum ışığından tavana yansıyan gölgesinin titreşimini izleye izleye, gün altında kavrulan Çukurovalıları düşüne düşüne bıraktı kendini uykunun kollarına. Yazı masasında bıraktığı satırlarla çizdiği yolda buldu kendisini. Rüyasının içerisinde yeni bir yolculuğa çıkmıştı. Masallarla, türkülerle , ağıtlarla kurduğu o büyülü bir dünyada Van Gölü’nün kıyısında suyun üstünde taş sektiriyordu. Dünyasının içinde bir dünya kurmuştu kendisine. Çocukluğunun henüz başındayken Van Gölü’nün büyülü mavisinden ayrılmak zorunda kalır. Sonraki yıllarda yazacağı kitaplara adeta bu yolculukta bir arı gibi çiçekten çiçeğe konan çileli bir yolculuğun sonunda gözleri o büyülü coğrafyayla buluşur. Toros’ların kalbinde yankılanan halk ağıtlarıyla büyülenmiş; Anadolu halk dilinin o büyülü deryasının içine dalmış saf ve yoğun bir dil yaratmış kendisine. Neredeyse her işte çalışmış, girmediği iş kalmamış; ancak bir taraftan da okumaktan hiç vazgeçmemiş. Büyük ustaların yolundan yürümüş sonrasında kendisine özgü bir yol inşa etmiş. Sözün o büyülü harcını Anadolu’nun bütün renklerini bir potada eritmiş, insan gerçeğinin bütün yönlerine Çukurova coğrafyasından ışık tutmuştur. Anadolu halk geleneğini çok güzel özümsemiş, olağanüstü bir dil duyarlılığını bir arı işçiliği ile satırlarında işlemiştir. Satırlarının arasında büyülü bir dünyanın gizemli sırlarını okurlarıyla paylaşmış: “Bu Diyar Baştan Başa” adlı eserinde insanı kentlerin yoksulluğuna kenetlemiş, örneğin Diyarbakır karpuz yetiştiriciliğinin o mükemmel anlatıcılığı insana karpuz yetiştirmeyi heveslendiren, “Ağrı Dağı Efsanesi” adlı eserinde de o mükemmel dil zenginliği, insanı Ağrı Dağı’nın eteklerinde gezdirmesi, gerçekçi betimlemeleri, o som kanatlı kuşun su üstünde süzülüp kendini suya bırakıp kanadını suya daldırmasını adeta htirmesi, olağanüstü bir dile olan hakimliğinin bir göstergesi. Ve kendi sesini duyurduğu “İnce Memed” adlı eserinde Anadolu’daki o toplumu esir almış güç ve feodalizmle mücadelenin romanı olmuştur. Bir yerde “İnsan gerçeğini anlatmak, gerçekten daha

gerçekçidir.” Diyordu büyük usta. Kimi sanatçılar fotoğraf ile sinema ile kendi insanının gerçeğini toplumlara aktarmıştır. Büyük usta da Anadolu insanının o büyülü dil zenginliğinin büyüsünü keşfetmiş, eserleri ile bu büyülü gerçeği yerel renklerle bezendirip, evrensel renklerle buluşturup bütün dünyaya tanıtmıştır. Özetle Anadolu’nun dünyadaki gözü olmuştur Yaşar Kemal.

 
Etiketler: Çukurova’nın, Gözü,
Yorumlar
Haber Yazılımı