Yazı Detayı
03 Şubat 2018 - Cumartesi 00:42 Bu yazı 86 kez okundu
 
ÇAĞDAŞLAŞMAK
Latif BAYHAN
 
 

Çağdaşlaşmak konusuna girerken, toplumumuzda son üç yüz yılı kısaca da olsa anımsamak gerekiyor. Çünkü getirilen yeniliklerin toplum içerisinde kabul ve sonuçları uzun yıllar almakta, bazı tarihsel gerçekleri iyi incelemeyi gerektirmektedir.

Pek tabiidir ki Cumhuriyet Türkiye’sinde M. Kemal Atatürk’ün Devrim yasaları, durup dururken çıkarılmış yasalar değildir. Tarihsel gelişim içerisinde konular incelenmiş 600 yıllık Osmanlı Saltanatının geldiği noktada acilen alınması gereken tedbirlerin sadece başlangıcıdır. Ne yazıktır ki 70 yıllık Cumhuriyetimizin bu gününde Devrim kanunlarının uygulaması tartışılır hale gelmiştir. Aslında tarih hep tekerrür etmiştir.

Bugün sırası ile, tarihsel gelişim içinde çağdaşlaşmak adına neler yapılmış, yapılanların yakın tarihimizdeki olaylarla benzeşen noktaları nelermiş ve en önemlisi daha neler yapılmalı? konularını beraberce tartışacağız.

Değişmeyen toplum yoktur, ancak toplumsal gelişmeler ağır ağır oluştuğundan fark etmek güçtür. Hatta bazı değişimler zamanla geleneğin parçaları haline bile gelirler. Fakat ani temel ve özellikle dış kaynaklı olduğu düşünülen yenilikleri ilk fark edenler, tutucu kişilerdir. değişme yanlısı ya da değişime aracı olan kişiler de din giysisinden arınmış kişiler gibi gözükür.

Avrupa’nın gelişmesinde, birinci derecede etkisi olan olay matbaanın icadıdır. Fatih’in İstanbul’u kuşatması sırasında, Gutenberg ilk basacağı kitabı hazırlıyordu. 3 yıl uğraştıktan sonra 1456 da ilk kitabının basımı bitti. Basımcılığın geliştirdiği olaylardan biri olan, dinde uyanış hareketi ve Luther’in İncili Almancaya çevirmesini Roma Kilisesine karşı geliş olarak alırsak (1519), bu da II. Beyazıt (1481-1513) 32 yıl, I. Selim (1513-1520) 7 yıl ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) 46 yıl zamanına rastlar. 1500 lerde 60 dan çok Alman şehrinde matbaa açılmış bulunmakta idi. Yalnız 15.yy, da Avrupa’da 1700 matbaa kurulmuş ve 15-20 milyon kitap basılmıştı. Matbaacılık İtalya’ya 9 yıl, İsviçre’ye 10 yıl, Fransa’ya 14 yıl, İngiltere’ye 20 yıl, İstanbul Musevileri ‘ne 72 yıl, Meksika’ya 83 yıl, Rusya’ya 107 yıl Osmanlıya ise 260 yıl sonra girmiştir.

17.yy. başlarında 12 yıllık dönem, (1718-1730) tarihe Lale devri olarak geçmiş, ilk yeniliklerin başlatıldığı bu dönem, bir esnaf yeniçeri ayaklanması ile, devrin ileri gelenleri yok edilmek sureti ile sona erdirilmiştir. Avrupa’da ise Papalığın tüm çabalarına rağmen, Osmanlı ve İslam dünyasına karşı, bir haçlı birliği içine girmemişlerdir. Çünkü geçen bu yıllarda Osmanlı, batı için rakip bir alternatif devlet görüntüsünden uzaklaşmıştı. Osmanlı’da Avrupa’ya karşı bir gevşeme havası başlamıştı. 1718 yılında kaleme alınmış TAKRİR adlı yazıda, Müslüman, “Osmanlı rejiminin ve İslam şeriatının üstünlüğü üzerinde durur”. Hıristiyan ise bunun tersini ileri sürmemekle beraber, Avrupa dünyasındaki gelişmelerin üzerinde durulması gereğini savunur”. Sözü edilen yenilikler, yalnız askeri alan üzerinedir.

1717 yılının sonlarında İstanbul’a gelen De Rochefort, bir HUGUENOT grubunun başkanıdır. Hugenotlar Fransa’da Katoliklikten ayrılıp Protestan olan kişilerdir. Birçoğu soylulardan ve eski loncalar yerine önem kazanan sanayici kesimindendirler. 18 yy. da Hugenotların büyük bir kısmı İngiltere, Hollanda, Almanya ve Kuzey Amerikaya göçmüştü. Bu ülkeler Fransada ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören Hugenotları kabul etmekle çok şey kazanıyorlardı. Hugenotların bir bölümü Osmanlıdan, Eflak, Buğdan ya da herhangi bir yerde yerleşme talebinde bulundular. De Rochefort İbrahim Paşa ile görüşmüş ve başlığı “Bab-ı Ali Hizmetlerinde bir fen kıtası kurulmazı üzerine tasarı” olan bir proje sunmuştur. Bir subay olan De Rochefort projesinde sonradan Nizam-ı Cedit diye anacağımız ordu düzenini öneriyordu. De Rochefort Cedit Nizam alayları kurmak üzere Subay eğitimini yapacaklarını ve Türkiye’ye kabul edildikleri takdirde Protestanlığın, katoliklikten çok Müslümanlığa benzediğini, kendilerinden Osmanlıya hiçbir zarar gelmeyeceğini söylüyordu.

De Rochefort’un projesinin ikinci noktası da Osmanlının çektiği mali sıkıntı idi. Avrupalılar Osmanlının ürettiği ham maddeleri ucuza alıyor, bunları mamul hale getirdikten sonra, daha pahalıya satmak sureti ile hem Osmanlının doğal zenginliklerini çalıyorlar, hem de halkın servetinin Avrupa’ya akmasına neden oluyorlardı. Bu yıllarda değerli metal kıtlığının, sikke enflasyonunun ve mali bunalımın başlıca nedeni bu idi. Huguenotların getireceği teknik bilgiler ve yerli hammadde ile bu kriz atlatılabilirdi. De Rochefort’un projesi özellikle bu nedenle Osmanlı yönetimince benimsendi.

1795 de topoğrafya, balistik, yüksek matematik, astronomi ve trigonometri öğrenimi yapılan bir Mühendishane kuruldu. Daha sonra isyanlar yüzünden gelişemeyen bu okul modern anlamda çalışmalarına 1825 yılında başlayabilmiştir. Bugünkü Harb Okulunun temeli böylece atılmış oluyordu.

(devam edecek)

 
Etiketler: ÇAĞDAŞLAŞMAK,
Yorumlar
Haber Yazılımı