Yazı Detayı
08 Şubat 2018 - Perşembe 00:15 Bu yazı 377 kez okundu
 
Çağdaşlaşmak 4
Latif BAYHAN
 
 

Abdülhamit zamanında çağdaşlaşmak sorunu basit bir sorun olarak görülüyordu. Batı uygarlığından alınacak şeyler, zaten İslam uygarlığından Batıya gitmemiş miydi?

Bu düşünceleri Meşrutiyet takip etmiş 1908 devriminden sonra da din müessesesinde yenilikler yapılması tartışılmaya başlamıştır. Birleşilen nokta ise şudur. İslamiyet akli hatta tabii bir dindir. Bu aslındaki halinden çıkmış akla ve tabiat kanunlarına aykırı inançlarla bozulmuştur. İslamlığı bunlardan temizleyerek saf haline döndürmek gerekir. İşte en büyük inkılap bu olur.

Din konusu en başta şeyhülislamlığı ve medreseyi ilgilendirmekte idi. Devletin yarı gücünü elinde tutan din müessesesi hemen harekete geçti. Dine karşı yöneltilen eleştirilerden en çok medreseler ve tarikatlar nasibini alıyorlardı. İçtihat dergisindeki rakamlara göre 1914 yılında yalnız İstanbul’da 178 medrese vardı ve bunlarda 7000 öğrenci yaşıyordu. Buna karşılık Üniversitenin İlahiyat ve Edebiyat fakültesinde 348, Fen fakültesinde 200, Hukuk fakültesinde ise 2119 öğrenci vardı. Medreselerde yaş ortalaması 35 olup, asker kaçağı ve işsiz yuvası idiler. Memleketin Aydın kafalı din adamlarına ihtiyacı vardı. Bu tartışmaların sonucunda varılan nokta ise ilginçti. Konu ilahiyat sorunu olmaktan çok, dinsizlik sorunu olarak ortaya çıktı.

1910’lu yıllarda kadınlar kocalarıyla bile lokantaya gidemezlerdi. Tramvay ve vapurlarda, perde ile bölünmüş özel bölmede, seyahat ederlerdi. Bir erkek tanıdığı bir kadına yolda selam veremezdi. Bu şartlarda bile İslamcı yayınlarda tesettür ve kızların okutulması hararetli bir şekilde tartışılıyordu.

Birde çok kadınla evlilik konusunda en aydın kafalı islamcılar bile bir santim fedakarlık göstermiyorlardı. Bunlardan biri olan Musa Kazım “Gebelik ve hayiz gibi koşullar erkeğe birden çok kadınla evlenme hakkı vermiştir. Ancak şeriat birden fazla kadınla evlenmeyi emretmez. Sadece karılar arasındaki eşitliği sağlamak kaydı ile caiz görür.” Demekteydi.

Değerli okuyucular, böylece 1700 yıllardan başlayarak Kurtuluş savaşına kadar kısaca “Çağdaşlaşmak” konusunda tüm girişimler takip edildiğinde bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Osmanlıda çağdaşlaşma hareketi çok zor şartlar altında verilmiştir.

Konuyu yüzyılın başında bırakışımın temel nedeni ise Yüce Önder Atatürk’ ün tüm müesseseleri ile düzensiz bir yapıdan , Çağdaş Türkiye’yi yaratma özlem ve çabalarını hepinizin benden daha iyi bildiğinizi bilmemden kaynaklanmaktadır.

Özetle çocukluğumuzda büyüklerimizin anlattığı masallarda çok bilinen bir tekerleme ile yazıya son vermek istiyorum.

Az gittik, uz gittik

Dere tepe düz gittik.

Birde ardımıza baktık ki

Arpa boyu yol gittik.

 

 
Etiketler: Çağdaşlaşmak, 4,
Yorumlar
Haber Yazılımı