Yazı Detayı
07 Şubat 2018 - Çarşamba 00:58 Bu yazı 127 kez okundu
 
Çağdaşlaşmak 3
Latif BAYHAN
 
 

Bu çabaları veren aydınlar kısmen başarıya da ulaşmışlardır. 22 Aralıkta birbirlerini hiç sevmeyen Mithat Paşa ile Cevdet Paşanın da katıldığı son toplantıda, hazırlamakta oldukları Kanun-u Esasiye çalışmalarının sonuna gelindiği bir anda Cevdet Paşa söz alarak “Bu yasanın isteklerinin bütün nedeninin deli hükümdarlardan çekilen eziyetlerin olduğunu, oysa şimdi akıllı bir padişah olsa böyle bir yasaya gerek olmadığını” ifade edince Mithat paşa “senin aklın Avrupa kanunlarına ermez sus!” diyerek bağırdı. Cevdet Paşa ise “Birkaç kelime Frenkçen ile sen mi bilirsin? Senin bildiğin kadar Fransızcayı kunduracılar bile bilir.” Diyerek birbirlerine girdiler. İşte Osmanlı Devletinin umudunu bağladığı elli yaşını aşmış iki büyük paşasının bu davranışları ile hazırlanan Kanun-u Esasi Abdülhamit tarafından ertesi gün 23 Aralık 1876 günü öğlen saatlerinde törenle ilan edilmişti. Bu kanunun ortaya koyduğu önemli iki gerçek vardı. İlki Yönetici tabakanın hatta aydınların derin bir moral çöküntüsü içinde olmaları, ikincisi ise halkın en büyük haksızlıklara bile sesini çıkaramıyacak kadar güçsüz olmasının görülmesi idi. Bu koşullar da Meşrutiyeti değil mutlakiyeti çağırıyordu. Kanun-u Esasiyenin kurduğu meclis 19 Mart 1877 de açıldı. On ayrı milletten mebus vardı. Bunların 69’u müslüman, 46 sı ise Hıristiyan ve Musevi idi. Meclis Reis Ahmet Vefik Paşa özellikle Rumları azarlıyor ve konuşturmuyordu. Bu dönemde Rusya’nın savaş ilanı Tüm üyeleri birleştirmişti. Meclis dışında da heyecanlı gösteriler yapılıyordu. Ancak bu heyecan ile Müslüman mebuslar bu savaşın Cihad-ı Mukaddes olarak ilan edilmesinde direnince diğerleri bu savaşa İslam - Hırıstiyan savaşı görüntüsü vermenin devlete zarar vereceği görüşünü savundularsa da Müslüman mebusların oyları ile teklif kabul edildi. 13 Şubat 1878 de Abdülhamit Meclisi dağıttı. Anayasadaki deyimine göre erteledi. Bu süreç de böylece sona eriyordu.

Aynı yıllarda dergilerde Arapça eğitimi görmemiş Ermeni mürettiplerin basın mensuplarının başını derde sokacak oyunlar oynadığına da sık sık rastlanmıştır.

Abdülhamitin tahta geçişini parlak sözlerle anlatan bir yerde “ve’l-istihkak” sözcüğü “ve la istihkak” olarak kullanılmış ve tüm baskı toplattırılıp yaktırılmıştı. İlki hakkederek, ikincisi ise haksız olarak anlamına geliyordu. Tanzimat döneminin ünlü aydınlarından Münif Paşa, 1882 de 22 yıl önce çıkardığı Mecmua-yı Fünun dergisini yeniden çıkarmaya karar verdi. Sırf bilim ve edebiyat konulu bir dergi olacağını belirten başyazıda söz güzelliğinden çok anlam güzelliği üzerinde durulacağını bildiriyor ve şu kısa hikayeden söz ediyordu.

“Bir yolcu gece karanlığında uzakta bir Yıldız böceği görmüş onu fenerli bir kişi sanarak takip etmiş ve bir pisliğe batınca, Allah müstahakını versin, beni niye böyle bir yere getirdin deyince, Böcek ona, Sana benim ardım sıra gel diyen oldu mu* diyerek cevap vermiş. Bu hikayenin altında da şöyle bir beyit var.

Her ne gelirse sana senden gelir.

Sen onu zannetme ki benden gelir.

Bu yazı Mecmua-yı Fununun kapatılmasına neden olmuştur. Münif Paşa kurtulmasını bilmiş, hatta 1884 de Eğitim Bakanlığı bile yapmıştır.

 

 

 
Etiketler: Çağdaşlaşmak, 3,
Yorumlar
Haber Yazılımı