Yazı Detayı
23 Mayıs 2017 - Salı 00:21 Bu yazı 1189 kez okundu
 
Bu kitap beni dehşete düşürdü
Celal PEKDOĞAN
 
 

 “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.

   Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen

 hakikat,  insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

                         Mustafa Kemal Atatürk. 1931.

            Mustafa Kemal’e yukarıdaki sözü söyleten kuşkusuz çok sayıda neden vardır. Gerçekten de, her ne nedenle olursa olsun, cansiperane bir mücadele veren insanların yaptığı tarihi, gerçeklerin dışında yazarak, belki de yüz binlerce insanın hakkını, hukukunu gasp etmek veya yok saymak kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur. Öte yandan gerçeklerin ortaya çıkması için, savaşan tarafların ve üçüncü tarafların belgelerini karşılaştırarak analitik bir şekilde değerlendirmek gerekir. Bu aynı zamanda ilmî, insanî, vicdanî ve hukukî bir sorumluluktur. Hiçbir güç, insanı bu yoldan döndürmemelidir. Aksi olur da insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alırsa, öyle bir dünyanın geleceğini asla düşünmek istemiyorum.

            Çoktandır okumayı planladığım bir kitabı nihayet okudum ve gerçekten dehşete kapıldım. Beni dehşete gark eden kitap, Doç. Dr. Halil İbrahim Yakar’ın, Gaziantep Savunması Hatıralar-Belgeler, Antep Savunması Hatıraları – Belgeler, Ankara Aralık 2015, 567 sahifeden oluşan kitabıdır.

            Yakar’ın yukarıda adı geçen kitabında, Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınan Ali Şefik Özdemir Bey’in hatıralarının yapılan transkripsiyon-çevriyazısında çok sayıdaki okuma yanlışlarından bazı örnekler vererek, eser sahiplerinin sızlayan kemiklerinin sızıltısını azaltmak, isyan eden ruhlarını birazcık olsun sakinleştirmek ve en önemlisi de vatan, bayrak ve namus için şehit olanların haklarını teslim etmek adına, gerçek anlamda söylemek istediklerini doğru bir şekilde ortaya koymayı, bir vatandaş olarak, kendime bir vazife addettim.  Kitaptaki okuma yanlışları, ne yazık ki, eser sahiplerinin söylemek istediklerinin tamamen dışında, yalan-yanlış fikirleri de beraberinde getirmiştir. Kuşkusuz bu algı, toplumun hafızasını alt-üst ederek çeşitli denklemlerin oluşmasına yol açacaktır. 10.000 kahramanın şehit olduğu bir vatan mücadelesinde hiç kimse sorumsuz olamaz. Buna hakkı da yok, haddi de değildir. Bu bağlamda yanlışların yapıldığı sahifelerdeki cümleler ve doğrusu aşağıda gösterilmiştir.

 

KES-YAPIŞTIR

 

            Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Yakar, adı geçen kitabın neredeyse tamamını çeşitli kitap, dergi ve gazetelerden kopyalayarak kes-yapıştır yapmıştır. Örnek olması bakımından sadece dört örnek verelim:

 

  1. “Hayat Mücadeleleri, Selâhattin Adil Paşa’nın Hatıraları, Zafer Matbaası, İstanbul 1982, s. 323-372. Yakar, bu kitabın 49 sahifesini kopyalayarak kes-yapıştır yapmıştır.
  2. Hulusi Turgut, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, İstanbul 2007 adlı kitabın 80-96 sayfaları arasını yani kitabın 16 sahifesini kopyalayarak kes-yapıştır yapmıştır.
  3. Cahit Tanyol, Mamato, Bir Milli Mücadele Öyküsü, Eşkiyalıktan Çete Reisliğine, Piya art Yayınları, İstanbul 2012, s. 53-71. Bu kitabın da 18 sahifesini  kopyalayarak kes-yapıştır yapmıştır.
  4. “Gaziantep Kültür Fikir ve Sanat Dergisi’nden yaklaşık 140 sahife kes-yapıştır yapmıştır

 

            Tamamen kes-yapıştır olan kitapta, nerelerden kes-yapıştır yaptığını da belirten Yakar, buna rağmen, her ne hikmetse, kendisini, kitabın yazarı olarak göstermiştir. Oysa kitap tamamen derlemedir, Yakar da derleyendir.

 

MEHMET KÂMİL’İ, ERMENİLER Mİ ŞEHİT ETTİ?

 

Yakar, s. 25: “20 Ocak 1920’de Mehmet Kâmil, Ermeniler tarafından şehit edilmiş….”. Yakar, bu iddiasını destekleyen hiçbir belge göstermemiştir. Kaldı ki bu doğru da değildir. Böyle bir iddia bu güne kadar ilk kez Yakar tarafından dile getirilmiştir. Hiçbir kanıta dayanmayan böyle bir iddia, iki toplum arasında “nefret” duygusunu yaratır, körükler, derinleştirir ve facialara sebebiyet verebilir ki uluslar ararsı hukuk bakımından “nefret suçunu” teşkil eder. Bu konudaki bütün kaynakların ortak kaydı, Mehmet Kâmil’in Fransız askerleri tarafından şehit edilmiş olmasıdır.

 

“YARI DÜNYA” İLE MAĞLUBİYET

 

Yakar, s. 374. “Umumi harpten yarı dünya ile beraber mağlup ve bî-tâb çıktıktan sonra…”.

Cümlenin doğrusu şudur: “Umûmi harbden yarî dünya ile beraber mağlub ve bî-tâb çıktıktan sonra…”.  Cümlede geçen “yarı” kelimesi yerine “yarî” (dost) kelimesi olması gerekirdi. Gerçekten de Osmanlı Devleti, Umûmi harbe (Birinci Dünya Savaşı) İttifak devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya) safında yer almıştır. Çünkü Osmanlı Devleti, İttifak devletlerini dost olarak kabul etmiştir. Onlar savaştan yenik çıktıkları için, Osmanlı Devleti de, yenik sayılmıştır. Kaldı ki, bu bilgiyi orta derecedeki okul öğrencileri bilirler. Zaten Özdemir Bey, “yarı dünya ile” ifadesini değil “yarî (dost) dünya ile” ifadesini kullanmıştır.

 

“MESKERÂT” MI “MÜSKİRÂT MI?

 

Yakar, s. 374: “Meskerât-ı İnhisâr Müdüriyeti” değil, “Müskirât-ı İnhisâr Müdüriyeti” olması gerekir. Çünkü Gaziantep’te o dönemde “Meskerât-ı İnhisâr Müdüriyeti” diye bir müdürlük yoktur. Müskirât: Sarhoş eden. İnhisâr: Tekel.

 

TÜRK ORDUSU,  “SÖNDÜRDÜ” MÜ “SEVİNDİRDİ” Mİ?

 

Yakar, s. 374: “….Nasıl olmasın ki nimet-i istiklâli gasp edilmiş bir milletin kalbini kavuran hüsrân ve ızdırâp ateşlerini sizlerin başında bulunduğunuz azîz ordumuz sevindirmişti…”. Cümlenin doğrusu: “…Nasıl olmasın ki nimet-i istiklâli gasp edilmiş bir milletin kalbini kavuran hüsrân ve ızdırâb ateşlerini, sizlerin başında bulunduğunuz azîz ordumuz söndürmüşdü…”. Şu gerçek herkes tarafından bilinmektedir ki, Türk Ordusu, Türk Devletinin bağımsızlığı için savaşmış ve Türk Milletinin kalbini kavuran ateşleri her daim söndürmüştür. Özdemir Bey de Gaziantep’e gelen Türk ordusu mensuplarına hitaben yaptığı konuşmada, bu ifadeleri dile getirmiştir.

 

FELÂKETLİ GÜNLERDE STRATEJİ

 

Yakar, s. 374: “…Sizler ne elîm şerâit-i harbiye içinde, fakat ne muazzam bir vukûf-ı vâhâme-i sevkü’l-ceyşiye ile o felâketli günlerde milletin halâsı meşalesini….” cümlesine gelince, Osmanlı Türkçesinde “vâhâme”, (Osmanlı Türkçesinde böyle bir kelime bulamadım).  “vukûf”: anlama, haberdar olma; “sevkü’l-ceyşiye”: Strateji demektir. Oysa Osmanlı Türkçesiyle yazılan hatıradaki kelime, “vukûf-ı vâhâme-i sevkü’l-ceyşiye” değil “vukûf ve ihâta-i sevkü’l-ceyşiye” kelimesidir. Cümlenin doğrusu şudur: “…Sizler ne elîm şerâit-i harbiye içinde, fakat ne muazzam bir vukûf ve ihâta-i sevkü’l-ceyşiye ile o felâketli günlerde milletin halâsı meşalesini….”.

 

ERMENİLER “MÜBAREK SAYILAN YILDIZ” MI?

 

Yakar, s. 376: “….Ermenileri asırlarca Türk’ün cenâh-ı refetinde suûd ve mütene’im olmuşken en elîm hiss-i husûmet ile dâimâ Türklüğün beniye-i ictimâiyyesinde bir kanser gibi mühlik ve faal kalmışlardı; müstevlî bir düşmanın inzâr-ı tamaı o günde âciz ve müdâfa’asız duran şu bâkir topraklarda sînemizde teba’a diye taşıdığımız…” cümlesinde, “suûd”: Mübarek sayılan yıldızlar; mütene’im”: (Osmanlı Türkçesinde böyle bir kelime bulamadım) “beniye”: Kâbe-i muazzama; “inzâr”: Tehir etme, geciktirme; “tamaı: Açgözlülük anlamına gelmektedir.

Oysa Özdemir Bey’in hatıralarında geçen gerçek cümle şudur: “…Ermenileri asırlarca Türk’ün cenâh-ı re’fetinde mesûd ve mütena’im olmuşken en elîm hiss-i husûmet ile dâimâ Türklüğün bünye-i ictimâiyyesinde bir “kanser” gibi mühlik ve faal kalmışlardı; müstevlî bir düşmanın enzâr-ı tama’ı önünde âciz ve müdâfa’asız duran şu bâkir topraklarda sînemizde teba’a diye taşıdığımız…”. Bu cümledeki “enzâr”: Bakışlar, bakmalar; “mütena’im”: Varlık içerisinde büyüyen anlamına gelmektedir.

Yakar, “mesûd” kelimesini “suûd”; “mütena’im” kelimesini “mütene’im; “bünye” kelimesini “beniye”; “enzâr” kelimesini “inzâr”; “önünde” kelimesini “o günde” şeklinde kaleme alarak, Özdemir Bey’in hatıralarını alt-üst etmiştir. Dahası, Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınan metinde “Türklüğün sosyal Kâbe-i muazzaması” diye bir ifade de yoktur. Yakar’ın cümlesini okuyan birisi, büyük kahraman olarak gördüğü Özdemir Bey hakkında ne düşünür acaba?

Arşiv belgeleri göstermektedir ki, Ermeniler, Osmanlı Devletinde, varlık içinde, mesut ve huzurlu bir şekilde yaşamışlar ancak hiçbir zaman “mübârek sayılan yıldızlar” olarak görülmemişlerdir.

 

(Devamı Yarın)

 

 

Dr.Celal Pekdoğan

Gaziantep Üniversitesi

Fen Edebiyat Fakültesi

Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi

 

 
Etiketler: Bu, kitap, beni, dehşete, düşürdü,
Yorumlar
Haber Yazılımı