Yazı Detayı
19 Ağustos 2017 - Cumartesi 00:27
 
Benim Babam
Murat Ertütüncü
 
 

Bir garip adamdı benim babam… Dünyadan büyük

serveti; şeref ve haysiyetiydi..

Gaziantep’te en kaliteli Antep fıstığını tezgâhına

koymak onun en önemli meselesiydi. Bu amaçla

istediği mahsulü alabilmek için uykusundan

fedakârlık ederek gün ağarmadan herkesin uykuda

olduğu demlerde Şirehan’ın yolunu tutar eve

getirdiği fıstıkları serin bir yerde havalandırmanın

keyfini yaşar, bundan haz duyardı.

Kendisinin hakkı olduğuna inandığı fıstığın sahibine

daha çok para teklif ederek malı elinden kapmak

isteyenlere tek başına meydan okumak yürekliliğine

sahipti, yiğit bir insandı.

Çocukluk yıllarımda fıstık sezonlarında babamla

birlikte yaşadığım Şirehan’daki tartışmaların,

yorumunu yapamazdım.

13–14 yaşımda ilk kez sormak cesaretini

gösterdiğimde de, sadece kaşlarını çatarak haşin

bakışlarını yüzüme dikmiş sorumu cevapsız

bırakmıştı. Bu sebebini sorma veya sen onu

anlayamazsın, bana ne yaşattığını bilemezsin

demekten başka ne olabilirdi.

Bir kişinin bile zor sığdığı dükkânında devlete

ödeyeceği vergi, aylar öncesinden büyük bir endişe

olup yüreğinin ortaya yerine otururdu. Evimizin

yanındaki camide sabahın erken saatinde cenaze

salası verildiğinde “yine birisi kurtulmuş” derdi.

Bunun vefat eden kişinin Bağkur, vergi, maliye derdi

kalmamıştır yorumu dışında başka alternatif yorumu

olabilir miydi?

1990’lı yıllarda onun için her şey artık sona

yaklaşmıştı. En büyük meselesinin şerefini ve

onurunu koruyarak kimseye minnet ve diyet borcu

olmadan evine ekmek götürmesi olduğunu

düşünüyorum. Yegâne kaygısı bu olmalıydı.

Babamın şu günlerin Türkiyesinde ve Gaziantep’inde

yaşamamış olmasını oğlu olarak onun açısından

bahtiyarlık sayarım.

3 metrekarelik dükkânının yıllık gelir vergisini ve

yıllık kira bedelini ödemek kaygısı aylar önceden

uykularını alıp götürürdü.

Bu şehirde kısa geçmişi olan ticaret ve iş hukukunu

kestirmeden köşe dönmek üzerine kuranların

bulundukları mevki ve makamları ve maddi imkânları

edinmek uğruna ne fırıldaklar çevirdiklerini görseydi

ola ki kahrından ölürdü. O kahrı ve acıyı çekmek

piyangosu bana isabet etti. Çekememezlik

yüzünden kendi memleketimi bana dar ettiler

gurbete gittim. Soğuk, sevimsiz ve yalnız

muhitlerde kaderimi yaşamaya kendimi

mahkûm ettim.

5–6 yaşlarımda iken babamın beni değişik

çevrelerde yanında götürmesinin anlamını sonradan

anlayacaktım.

İçki içmen bile usturuplu olmalı oğlum,

içeceksin sarhoş olmayacaksın, kimseyi elinle,

dilinle incitmeyeceksin, kimse alkol aldığını

fark etmeyecek“. “Ağızdan çıkan her söz,

mermi gibidir oğlum, hedefini bulmazsa dönüp

seni vurur ”. Erkek kısmı parasız gezmemeli

oğlum“, “Bilmediğin görmediğin yere sakın

adım atma sakın “ derdi.

Öldüğünde onu sedyede götürürlerken son kez

sarılıp koklayarak öptüm; O esnada ölüm acısından

beter bir acının yüreğimi dağladığını htim.

Artık baba diyemeyecektim.

Şimdi orta yaşın üzerinde seyreden hayatımın bu

kesitinde onu nasıl özlüyor, gölgesinde ve

yanıbaşında olmak istiyorum.

Ben ki 30 sene önce vefat eden babama 30 sene

sonra gene gözyaşı döküyorum…

MURAT ERTÜTÜNCÜ

 
Etiketler: Benim, Babam,
Yorumlar
Haber Yazılımı