Yazı Detayı
06 Haziran 2018 - Çarşamba 00:59 Bu yazı 906 kez okundu
 
'ARSLAN' GİBİ AŞKLAR CİNAYETE KURBAN GİTTİ
Narin DEMİRCİ
kullaniciadi@@
 
 

'UĞUR'LAR OLA

Nerede o eski aşklar reis

Onu tekrar görebilmek için

İlk gördüğün yerde günlerce bekleme meselesi

Telefon yok

İki satır mektup ulaştırabilme hevesi

Biz aşkı Ferdi Tayfur filmlerinden öğrendik

Aşkın acısını Orhan baba şarkılarıyla teselli ederdik

Acıların kadını Bergen'di

Acıların adamı bizdik

Cep telefonu icat olduğu gün kazıldı

Efsane aşkların mezarı

Bizde hiç yanlış olmazdı reis

Olmuşsa da yanlışlıkla olmuştur

Bize yanlış diyenler

Doğruyu ne zaman bulmuştur

Şimdi bu yürek ne yazık

Yeni yetme nağmelerle teselli bulamaz

Adli tıbba kaldırıp otopsi yapsınlar reis

Hayallerimiz ve aşkımız

Eceliyle ölmüş olamaz

 

Bu şiire (!) 'Miras' isimli yeni çıkan bir albümün tanıtım videosunda denk geldim. Albümün tanıtım videosunun fonunda Uğur Işılak'ın 'Aşkın Cenazesi Var' parçası da yer alıyor. Bu parçadan sonra Uğur Arslan yukarıdaki dizeleri okuyor. Albüm Uğur Arslan'ın. Uğur Işılak'ın albümüyle ilgili bir video zannettim önce ismini 'Miras' olarak görünce. Ancak yanılmışım. Ciddi ciddi Işılak'tan sonra Arslan da aynı isimde albüm çıkarmış. Yine savaş kostümleri giyilip klipler çekilmiş. Eyvallah. Uğur Işılak'ı taklit ediyor falan demeyeceğim yanlış anlaşılmasın. Ben tamamıyla tanıtım videosundaki Uğur Arslan'ın okuduğu şiire (!) takıldım. Şiire diyorum ama aslında şiir mi onu da bilmiyorum. Hangi sözcüklerle ifade edeceğimi bulamadım henüz... Uğur Arslan tanıtım videosundaki yukarıdaki dizeleri okurken benim aklıma da şu dizeler geldi ister istemez:

 

"Tavuklar çiçek açmış

Ellerinde poğaça

Madem yüzme bilmiyordun

Niye çıktın ağaca

 

Alakaya maydanoz

Bu ne biçim lacivert

Ben seni çok özledim

Yaşasın Cumhuriyet"

 

Uğur Arslan'ın albüm tanıtımındaki okuduğu şiiri dinleyince, son üç dizesine takıldım. Hem de öyle bir takıldım ki. Ve gerçekten hak verdim Uğur Arslan'a. "Adli tıbba kaldırıp otopsi yapsınlar reis. Hayallerimiz ve aşkımız eceliyle ölmüş olamaz" diyor. Bence de eceliyle ölmüş olamaz hayallerimiz ve aşklarımız. Ölmedi de... Öldürüldü ve cinayete kurban gitti. Hem de bu şiiri okuyan ve onlar gibiler tarafından. Efsane aşkların mezarı, ne cep telefonları icat edildiğinde kazıldı ne de televizyonlar icat edildiğinde. Aşkların mezarı para hırsına kurban gidenler tarafından kazıldı maalesef. Üç kuruş para için evlilik programları yapanlar hem evlilik mefhumunun değerini hem de aşkı bitirenler tarafından kazıldı. Duyguları öldürücü, aşağılayıcı diziler tarafından kazıldı.

 

Biz aşkı ne Ferdi Tayfur filmlerinden öğrendik ne de hamdolsun ki 'Su Gibi' evlilik programlarından. Biz aşkı yıllarca evlenmeyen ve muhabirin "Neden evlenmiyorsunuz?" sorusuna "Dünyada kaç çeşit kadın vardır diye sorduklarında iki diyebilmeliyim. Bir benim kadınım, bir de diğer kadınlar. Öyle birisini bulamadığım için evlenmedim" diyen adamlardan öğrendik.

 

Biz aşkı:  

 

"Yâr deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lâmbada titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban" diyen ve yârin ismi dahi geçince kalemi elinden düşüren adamlardan öğrendik.

 

Biz aşkı, 'Mihriban' gibi birini sevmiş ve sevdiğinin ismini dile düşürmemek için ona mektup dahi yazamayanlardan öğrendik. Mektup yazamayıp da kızın yaşadığı şehirdeki yerel gazeteye mektup niyetine şiirler yazanlardan ve sevdiğini yıllarca içine, kalbine; sonra da kendisiyle birlikte mezara gömmüş adamlardan öğrendik. Ve de böyle adamları seven, çocuk yaşta bile sırf ona benzemek arzusuyla yanarken bir gün yataktan kalktığında "Saçlarımın dağınıklığı Abdurrahim Karakoç'a benziyor diye mutlu olmuştum" diyen adamlardan öğrendik.

 

Biz aşkı 'Mona Roza' şiiriyle:

 

"Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin taa içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış" mısralarına kazıyan Sezai Karakoç'tan öğrendik. Sevdiği kadın evlenmiş olsa da kendisi aşkına saygısından evlenemeyen ve rivayete göre sevdiği kızın memleketi 'Geyve'den zaman zaman orada vakit geçirmek için ev alan adamlardan öğrendik.

 

Ve biz aşkı:

 

"Kanmak için yandım aşka

Özü sana feda ettim

Seni gördüm senden başka

Gözü sana feda ettim 

 

Yokluğunda buldum seni

Benden bile aldım seni

Gönlüm ile çaldım seni

Sazı sana feda ettim" diyen, sevdiği için kendini hiçe sayan ve dahi sevgilinin yokluğunda bile onunla dolup taşan, yârin acısından bile mutlu olan Uğur Işılak'tan öğrendik.

 

Abdurrahim Karakoç'lardan, Sezai Karakoç'lardan ve kısacası biz aşkı 'Koç' gibi sevenlerden öğrendik sayın Uğur Arslan. Hamdolsun o zamanlar 'Su Gibi' evlilik programları yoktu. İnsanlar kendisini ekrandan teşhir etmiyor, evlilik ve aşk kavramının içi bu şekilde boşaltılmıyordu. Biz su gibi şeffaf şairlerin, su gibi berrak sevdalarını örnek alarak su gibi ferahlatıcı ve yaşam veren aşklar yaşadık o yüzden. Ancak sağlam şairlere yürekten tutunamayanların, şiirin sadece edebiyatını yapanların ve şiiri asla yaşamayanların aşkları çoktan öldü. Ve sizin de dediğiniz gibi aşklar eceliyle ölmedi Uğur (Arslan) bey. Televizyonlardaki evlilik programlarıyla, dizilerle ve benzeri birçok şeyle katledildi. Sizin de, o programların bir parçası olduğunuzdan ötürü 'Aşk' kavramının ölümünde parmağınız var kesinlikle. Aşk, sizler sayesinde cinayete kurban gitti. Katil öldürdüğü cesedin başında ağlarmış ya. Sizinki de o hesap. Öldürdüğünüz 'Aşk'ın arkasından şiirlerle (!) 'Nerede o eski aşklar?' diye ağlıyorsunuz öyle mi şimdi de? O numaraları yemiyoruz artık. Haydi Uğur'lar ola...

 
Etiketler: 'ARSLAN', GİBİ, AŞKLAR, CİNAYETE, KURBAN, GİTTİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı