Yazı Detayı
06 Ocak 2016 - Çarşamba 15:34 Bu yazı 643 kez okundu
 
ARKA BAHÇE
Ömer Kılıç
 
 

Aristoteles'ten Montequieu'ya , Joh Lock'a, Karl Marx'a kadar sayısız düşünce adamının kafasını meşgul eden sivil toplum düşüncesi modern bilgi çağına geldiğimiz bu dönemde demokratik rejimlerin en değerli alanı olarak somut bir gerçekliğe dönüşmüş durumdadır. Bu gerçeklik STK'lar açısından kendi içlerinde ve toplumu etkileyecek bir takım riskleri de beraberinde getirmiştir.

 

                        Günümüz batılı demokrasileri ve ülkemiz açısından sivil toplum kuruluşları açısından en büyük risk, STK'ların  plastikleşmesi; yani esnekleşmesidir. Daha somut deyimle, siyasi aktörlerin siyasal tavır ve düşüncelerini meşrulaştıran, onların arka bahçesi olma halidir.

 

                        STK'ların günümüz sosyal bilimler ekseninde kabul gören tanımını okuduğumuzda ve doğru anladığımızda bu riskin ne denli ciddi bir risk olduğunu çok daha iyi anlamamız mümkündür.

 

                        Üzerinde birleşilen STK tanımı gün itibariyle aynen şu şekildedir: "Toplumsal sorunlara etkili ve uzun dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan, bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devlet denetimi dışında kurduğu ortak alan."

 

                        Bu tanımdan hareketle STK'ların gerektiğinde siyasilerle işbirliği yapabilecekleri gerçekliği ortaya çıkmaktadır. Asıl kıyamet de tam olarak buradan çıkmakta ve yukarıda bahsettiğimiz riskin kaynağı da STK'ların esaslı çalışma yöntemi olan bu olgunun hassasiyetinden kopmaktadır. Belirtmeden geçmeyelim; tanımdan STK'ların sadece siyasi alanda faaliyet göstermesi gereken kurumlar olduğu sonucu çıkartılması büyük bir yanılgı olacaktır.

 

                        STK'lar açısından plastik hale gelme riskiyle mücadele nasıl olmalıdır, STK'lar bu anlamda nasıl bir yöntem geliştirmelidir? Konu üzerinde sosyal ve siyasal bilimciler çok kapsamlı çalışmalar yapmışlardır. Riskin ortadan kaldırılması veya minimal düzeye indirilmesi noktasında ortak fikir, STK'ların çözüm üretme konusunda kendilerini aktör olarak görmeleri zorunluluğudur.

 

                        Gerek bireylerin birbiriyle, gerek bireylerin toplumla ve devletle olan ilişkilerinin düzenlenmesi konularında  etkili ve uzun dönemli çözümler üretme amacına hizmet eden STK'ların çözüm noktasında siyasayı bir amaç değil, araç olarak görmeleri durumunda bu riskin minimal düzeye indirilebileceği, üzerinde fikir birliğine varılmış çözüm önerisidir.

 

                        Ülkemiz STK'larının büyük bir çoğunluğu -ki özellikle sendikaların bir kısmı- bu gerçekliği unutmuş, adeta siyasilerin arka bahçesi haline gelmişlerdir. Üzerinde çok detaylı çalışılması gereken bu konu bu yazımızın esaslı konusu olmadığından kısa geçmek zorundayım. Hayvan severlik adı altında  hayvan dövüştüren sözde dernek adı altındaki sözde STK'lar, suç biliminin konusu olduğundan onları ayrıca tartışmak gerekiyor.

 

                        Birlikte yaşamın vazgeçilmez unsuru olan sivil toplum düşüncesinin ilk tanımı STK'lara nereden bakmamız gerektiğini çok net biçimde ortaya koymaktadır.

           

                          1370 'lerin sonunda İngiltere'de geniş çaplı bir köylü ayaklanması yaşanmıştır. ayaklanmanın başındaki adam John Ball isimli bir asidir.  Ayaklanma başarıya ulaşmış, Joh Ball bir halk kahramanı ilan edilmiştir. Londra'nın Blackheat semtinde bulunan Ascension Kilisesinin duvarında John Ball'ın söylediği şu söz yazar. "Dostluk arkadaşlık yaşamdır, dostluğun olmadığı yer ise ölümdür, ve orada cehennemde dostluk, arkadaşlık değil, insanların tek tek kendileri vardır."* (Prof. Dr. Fuat Keyman)

 

                                                                                             

                       

 

 
Etiketler: ARKA, BAHÇE,
Yorumlar
Haber Yazılımı Haber Scripti Haber Sistemi Haber Paketleri