Künye      |      İletişim      |      Sık Kullanılanlara Ekle
radyo ekspres
Son Dakika > 
Anasayfa Güncel Siyaset Ekonomi Spor Yaşam Kültür & Sanat Yazarlar
Röportaj
 
“En çok Çarşı’nın o havasını özlüyorum”

Ekstra Dergimizin bu sayısında Organize Sanayi Başkanı ve Naksan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Nakıoğlu ile sohbe

Ekstra Dergimizin bu sayısında Organize Sanayi Başkanı ve Naksan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Nakıoğlu ile sohbet ettik. Elmacı Pazarı’nda filizlenip bugün bir marka haline gelen Naksan Holding’in patronuyla eski günlere dair hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Sizlerin de keyifli okuyacağını umuyoruz.

 

  • Öncelikle bize biraz çocukluğunuzdaki Gaziantep’ten bahseder misiniz?

Eski Antep’in iş merkezi Arasa, Elmacı Pazarı civarıydı. Orada yetiştik. İlkokulu Sarı Mektep denilen Cumhuriyet İlkokulu’nda okudum. Okulum da Arasa’nın içinde bir okuldu. Gaziantep’te o zamanki yaşam şekli çok farklıydı.   Çarşıda birlik beraberlik, bir yardımlaşma vardı. Birinin sıkıntısı varsa bu çarşıda el birliği ile çözülmeye başlanırdı. Sabah namazından sonra dükkanlar açılırdı. Şimdi arada sırada çarşıya iniyorum. 08:00-08:30 da yeni açılmaya başlanıyor. O zamanlar Gaziantep doğunun Parisi’ydi. Alışveriş için  doğudaki esnaf Gaziantep’e gelirdi. Şimdi doğudaki her ilden İstanbul’a uçak var. Artık Gaziantep’e gelen de var,  İstanbul, Ankara’ya giden de var. Şimdi bizim gibi üreticiler pazarlama şirketleri aracılığı ile müşterinin ayağına gidiyor.

Antep’te sayılı birkaç otel vardı. Böyle yıldızlı oteller de değildi. Müşteriler evlerde misafir edilirdi. Evlerin konumu da ona göre olurdu. Hayatlı evlerde hayatın bir bölümü ev sahibinin günlük yaşam alanı iken diğer taraf misafir odası, misafir salonu, misafir yatak odası olarak dizayn edilirdi. Müşteri gelir 3-4 gün kalırdı. Annemiz misafirlere yemek yapardı. Şimdi öyle bir şey yapsak hanımlar; “Lokantalar var, oraya götürün.” derler.  O günlerin ayrı bir hali vardı. Elmacı , Pazarı’nda gıdanın en iyisi olurdu. Peynirin, tereyağının, kaymağın iyisini bulurdunuz. Katmer 2-3 yerde yapılırdı.

  • Elmacı Pazarı’na gittiğimizde  esnafın en sık kullandığı söylem “Naksan buradan çıktı.” Şeklinde.

Organize’deki sanayicilerin hepsi oradan çıktı. Sadece Naksan değil. Komşumuz Tekerekoğlu idi. Onun yanında Eruslular vardı. Şimdi Erusluların her biri ayrı sektörde fabrikaları var. Topcuoğlu’nun, Sanko’nun satış yeri vardı. Özseverler yine dükkan komşumuzdu. Hemen aklıma ilk gelenleri saydım. Şuan Organizedeki sanayicilerin çoğu Arasa kökenli. Arasa kökenli derken ticaretin kökenli sanayiciyiz biz. Ben 62 yaşındayım. Hayatımın yarısı ticaret, yarısı sanayicilik ile geçti. Bizden sonraki kuşak babadan anadan doğma sanayici olacak. Oradaki tüccarların sanayici olmasının sebebi de Antep’in başka şansı yoktu. Devletin burada KİT’i yok. İyi ki, yokmuş diyorum. Eğer olsaydı, bizler de memur olurduk. Gaziantep 7.inci büyük şehirdi. Eskişehir 6.ıncı büyük şehirdi. Ama Eskişehir’de uçak fabrikasından tutun da, vagon fabrikası, şeker fabrikasına kadar devletin bütün fabrikaları ve yatırımı orada vardı. Gaziantepli ne zaman kalkıp kendi üretimini yapmaya başlayınca 1.Organize, 2. Organize,3. Organize, 4. Organize kuruldu. Doğudan çok göç aldı. Şimdi Eskişehir’i 3 e katladık. Eskişehir’de 2 tane üniversite var. Anadolu Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi. Ama bizim de 3 tane üniversitemiz olacak. Bunda da bir ilkiz. Birden fazla özel üniversitesi olan bir şehiriz. Geleceğimiz parlak…

  • Elmacı Pazarı’nda bir gün nasıl geçerdi?

Elmacı Pazarı enteresan bir yerdir. Orada ancak yaşayarak görebilirsin. Sabah namazından çıkan dükkânını açar, temizliği yapılır, müşteriler gelir, siparişler alınır. Biz toptancı olduğumuz için siparişi alır, ambalajını yapardık. Şimdi tamamıyla gıdacılar kaldı. Bizim gibi toptancılar o bölgeden ayrıldı. Önce yeni halin yanına gitti. Oradan Gatem’e gidildi. Ya da kurumsallaştı. Biz toptancılık yaparken gıda hariç 5 bin-6 bin kalem mal satardık. Şimdiki Real, Praktiker hiç kalırdı yanımızda. Gıda hariç bütün her şeyi toptan satardık. Birbiriyle çokta alakasız şeyler; Bir yanda kına, karabiber, limontuzu varken, diğer yanda siera, philips radyo vardı. Dikiş makinesi, Akardiyon, Gramofon, ayna, tarak, çakı, çakmak, makas satardık. Bir nevi şimdinin süpermarketleri gibi, her şey bulunurdu. Kırtasiyeler, tuhafiyeler doğudan gelir siparişi verirlerdi.

O zamanlar akşam dükkanı kapatır, gidersin. Hırs yoktu, kanaat vardı. Evden yemek yapar gönderirlerdi. Mesela 20 kişilik yemek gelirdi.Yemeği müşterilerle, komşularla birlikte 40 kişi yersin. Karşımız Güllüoğlu’ydu. Hala da öyle. Sabah sıcak ekmeğin arasına iki havuç dilimi baklava alırsın. Dondurmacı babadan da soğuk süt… Sabah baklava dürümü yerdik. Karşıda da Morey vardı. Güveniz’den kaymak gelir; doğal kaymak… Bir de üzerine ondan eklersin. İşte sana güzel bir sabah kahvaltısı. Yazın da dondurma ile ekmek yersin. Buzu rendelerler tasın içerisine vişne yada portakal şurubu dökülürdü. Onla sıcak ekmekle kahvaltı yapılırdı. Beyran’ın en iyisi Metanette olurdu.

 

  • Söyleşilerimizde dikkat ettiğimiz bir nokta; Eskiden insanlar akşama kadar çalışıp, akşama ailelerine zaman ayırırmış. Şimdi ki gibi 24 saat iş olmazmış. Sosyal hayat daha aktifmiş.

O zaman televizyon yoktu. Akşam 20:30’da “Arkası yarın” diye radyo tiyatrosu olurdu. Onu dinlerdik. Şimdiki diziler gibi onu takip ederdik. Sonra yatılırdı. Ama sabah erken kalkılırdı. Zaten geç kalınca “Nerede kaldın, nereden geliyorsun” diye laflar söylenirdi. Herkes birbiri ile iç içeydi. O kadar birbirini benimsemişlerdi ki, galleden gelip ihtiyacı olan parayı alır, sonra getirip yerine koyardı. “Galleden 10 lira verebilir misin? ” “Şunu alacam, bunu alacam.” demesine gerek yoktu. O kadar benimsemişlerdi. Zaman içerisinde şehir büyüdükçe çok değişti. Benim babam dükkana gelenlerle konuşur. Kimin oğlusun, dediği zaman sen babanın, dedenin adını söylediğinde bütün şecereni döker. Bazen sorarım babama “Bu nasıl oluyor? Nasıl tanıyorsun? “ diye, “Zaten toplasan kaç kişiydik ki” diyor.

 

  • Sanırım o zamanlarda özel araç sayısı da çok değildi?

Antep’te Balıklı’da “Bizim Taksi” diye bir pikap vardı. Pazar günleri bağa gidilirdi. Herkes “18:00’de gel bizi al” diye tembihlerdi. Ama adam götürdüğü hangi kişiyi o saatte alsın. Büyüklerimiz onu bilirlermiş ki, lüküs lambasını yanlarında götürürlerdi.18:00 de gelecek adam saat 21:00 de gelirdi. Şimdi çok şükür orta hallimizin evinde arabası var. Esasında çok doyumsuz olduk. Babamdan bir şey istediğimizde “oğlum, sizden aşağılara bakın, halinize şükredin. Siz yağ içinde böreksiziniz.” derdi. Pazar günleri bizi yanımızda çalışanların yanına götürürdü. Şimdi bir evde hanımın ayrı arabası, beyin ayrı arabası, çocukların öyle… Cep telefonlarına bakın. Asgari ücretlinin bile son model telefonu var. Sigara içenlerin ceplerinde Marlbora sigara var. O zaman üçüncü, ikinci, birinci, en babayiğidin cebinde Bafra olurdu. Hatta bir cebinde Bafra taşırdı. İç cebinde birinci olurdu. Birine ikram ederken Bafra verirdi.

Bizim çocukluğumuzda bizim evimizde buzdolabı vardı. Mahallede kimsede yoktu. Bütün komşular az şunu dolaba koyun diye getirirdi. Annem ayıp olmasın, diye alır komşularınkini dolaba koyar, bizim malzemeleri kuyuya sarkıtırdı.

İlkokulu okuduktan sonra Ortaokulu 1962 yılında İstanbul’da okudum. Hem de dükkanın malzemelerini alıp, yollardım. Orada Hoover diye bir çamaşır makinesi gördüm. Anneme hediye olarak yolladım. Çok beğenilmiş, annem 10 tane sipariş verdi. Sonra çamaşır makinesi da satmaya başladık. O zaman dediğim makine kollu, şimdikiler gibi değil. Şimdi bakıyorsun, her evde otomatik çamaşır makinesi, renkli televizyonlar, DVD, VCD… Gecekondularda bile her evin çatısında çanak anten var.

Biz çok tutumlu büyüdük. Mesela; benim küçülen elbisemi kardeşlerim giyerdi. Ben şimdi torunlarıma hediye alıyorum. “Ben bunu beğenmedim” diyor. Veya hiç bir şeyle mutlu edemiyorsun. Dün döndüm yurtdışından. Ne alayım diye düşünüp, durdum. Bizler çok küçük şeylerle mutlu olabiliyorduk. Hiç birimizde o kalmadı. Kimseyi mutlu edemiyorsun. Arabayı alıyorsun, bir süre sonra beğenmiyorsun. Yeni modeli çıktı, onu alıyorsun.Bir doyumsuzluk başladı. Bu da 1980 li yıllardan sonra oldu.

Dikkat ediyorum; Aynı hizmeti veren lokantada bizde 10 garson çalışırken, Avrupa’da 2 kişi aynı hizmeti veriyor.Az önce çamaşır makinesi dedim. Onlarda binaların altında büyük çamaşır haneler var. Herkes günü geldiğinde çamaşırını yıkıyor. 9 katla 15 kat şu günde 15-20 kat bu günde diye belirleniyor. Böyle bizdeki gibi bağ evine çamaşır makinesi, eve çamaşır makinesi olayı yok.

  • O zaman gençler neler yapardı? Nasıl eğlenirdi?

Başımızı boş bırakmazlardı. Düşünüyorum dedemiz bizleri alır, Pazar günü bağa götürürdü. Dedem bize küçük bel yaptırmıştı. “Hadi şu ağacı belleyin.” derdi. Başımızı boş bırakmazlardı. O zaman Tommiks, Teksas okurduk. Birbirimizle değişirdik.

 

  • Anlatılanlara göre hayat genelde okul ve iş arasında geçermiş. Ama bakıyoruz insanlar kendilerini çok iyi geliştirmişler. Bundaki en önemli etken neydi?

Çok güzel bir konuya değindiniz. O zaman Gaziantep’te iki tane kütüphane vardı. Birisi Atatürk Kütüphanesi, diğeri Şehitler Kütüphanesi. Ben her ikisine de üye idim. Çocuklarım bile hayret ediyorlar. Ben bütün klasikleri okudum. Bunun da sebebi televizyon yoktu. Yoğunluk yoktu. Haftada 2 gün yemekli akraba toplantıları olurdu. Akşam çaya kahveye gidilirdi. Şimdi bunlar kalmadı. Akrabaların yaz daveti, kış daveti olurdu. 50 kişi 100 kişi bir araya gelinir, çocuklar bir tarafta, eşler bir tarafta otururdu. Şimdi böyle davetleri kimse yapamaz. Rahata alıştık. Davet vereceksen lokanta ile anlaşacaksın. Hanımlar fast food hanım oldu.Ekşili ufak köfte, yuvarlama yada içli köfte istesen sipariş veriyorsun getiriyorlar. Eskiden böyle şeyler yoktu.

Benim babaannem rahmetli 110 yaşında rahmetli oldu. Etrafına oturur konuştururduk. Anneme söylenirdi. “Bunlar kadın mı? Her şey kolaylaştı? Tüpü yakıyorlar ne yapılacaksa yapıyorlar.” derdi. “Biz ortudu yakmalıyız. Üzerinde yemeğimizi yapmalıyız. Şimdi kibriti çakıp gürp diye bir ses geliyor. Sıcak su hazır derdi”. Onlar çamaşırı külle yıkarlarmış. Su ısıtmak için ortut yakarlarmış. Çok hızlı ilerledik. Çok fazla değiştik. Üretim yönünden de değiştik. Geriye dönüp baktığımda 4-5 bin kalem mal satardık. 2 bin tanesi ithal üründü. Artık çok büyük elektronik ürünler dışında kendimiz üretim yapıyoruz. İmkânlarımız gelişti. İşsizlik te abartıldığı kadar yok. Türkiye’de işini sevmeyen, işini beğenmeyen bir grup var. Daha kolay, daha çabuk, daha garantili, devlet kapısına kapağı atayıp, sabah 09:00 da gelip, 17.00 de gideyim. Sorumluluğum olmasın diyenler var. Bu kalıpları da kırarsak, terör belası, bir dönem sağ sol davası bunları bitirdik. Bu kolay para kazanma düşüncesini de bitirirsek.

Türkiye iyiye gidiyor. Çok çeşitli kösteklenmek istenmesine rağmen iyiye gidiyor. Dış güçler olsun, içimizdeki dış güçlerin maşaları olsun... Türkiye üzerine oyunlar oynamasına rağmen nereden nereye geldik. Bunu bilip, buna göre davranmalıyız, diye düşünüyorum. Bizim ülkemiz bir nimet, her türlü imkan var. İş seyahatlerine gidiyoruz. Geçen günlerde Uzakdoğu’ya gittim. Burası kıştı, orası yaz. Puslu bir hava, gökyüzünü göremedik. Ülkemizde her türlü meyve sebze yetişiyor. Mevsim yaşanıyor. Bunlar ne büyük nimet. Komplekslerimizden arınsak, biz Avrupalısından da, Amerikalısından da daha akıllıyız, zekiyiz. Amerika’da adam 100 doların üzerini veremedi. 7 dolar alıp 93 dolar verecek, iki bayan var 73 dolar veriyorlar. Ben de paraya dokunmadım. 7 doları alamadılar. Şeflerini çağırdılar, gelip özür diledi. 100 doları geri verip, aldığım ürünü de geri verdi. Olmaz dedim. Ürünü bıraktım.  Yurtdışında çoğu kişi Türkiye’nin yerini de bilmiyor. Ama bize Everest’in yüksekliğini, Missisipi Nehri’nin uzunluğunu ezberlettiler. Bizdeki sorun disiplin eksikliğidir. Ya sisteme uyacaksın. Ya da gidip buzdolabı kutusunda yatacaksın.

İşleri bizim dinimiz gibi, dinleri de bizim işimiz gibi. Bizim dinimizin emrettiği şeyleri işlerinde uyguluyorlar.

 

  • Eski Antep’te en çok neyi özlüyorsunuz?

Eski Antep deyince en çok çarşının o havasını ve salatalığın, domatesin kendine has kokusunu özlüyorum. Yediklerimizin hepsi sera ürünü. 12 ay domates, salatalık oluyor. Eskiden her zaman bulunmazdı. Eskiden olsa Antep salatalığını bu odada ikiye kırsan kokusu odayı kaplardı. Sıcak ekmek , Antep peyniri ile yediğin zaman tadına doyulmazdı. Şimdi öylesine tatsız tuzsuz ürünler. Yediğimiz karpuzlar hepsi hibrit tohumdan üretilmiş. Karpuzun çekirdeğini ekin yeşil ot çıkar, karpuz vermez. İçindeki DNA’ları ile oynanmış. İsrail ve Hollanda bu işte uzmanlar. Antep biberi çıkmış görmüşsünüzdür. Tamamıyla Antakya’da serada üretilmiş ürünler bunlar. Tohumunun kilosu 20 milyar lira, bir adet tohum 20 bin liraya mal oluyor. Bir tohumdan bir fide yetişiyor.Bu fide de 9 defa mahsul veriyor. Adama 300 liradan 100 kamyon buğday verip 1 kilo tohum alıyorsun.

 

Bize zaman ayırdığınız ve o güzel anılarınızı bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.





 06 Temmuz 2009 Okunma Sayısı: 701

Arkadaşına Gönder Yazdır

 Diğer Röportajlar
 • Antepli: “İşinin eri, keyfinin beyi”
 • “Eski Antep’ten ne kaldı ki?”
 • “Çelik geldi, işler bozuldu”
 • “OSMANLI DÖNEMİ ANTEP EVLERİ”
 • “Sistemle oynaya oynaya eğitim bu hale geldi”
 • “Biz disiplini kütüphanelerden aldık”
 • “Eskiden yanlış yapan esnaf dışlanırdı”
 • “Önemli olan ahlak…”
 • “Gaziantep’in dışında ama Gaziantep’te yaşıyorum”

 

Arşiv
Gün Ay Yıl  
 
Köşe Yazıları
Halil Zor
ŞİKAYET YOK
Karikatür
REFERANDUN
FEV
Yuh, seni dilendirene!
Ali İnce
YALAN
H.Muzaffer SORAN
NEDEN HAYIR
Mehmet TÜRKAN
REFERANDUMA DAİR
 
En Çok Okunanlar
• Referandumda oyunuz boşa gitmesin! (14)
• “Türk Halkı “Hayır” diyecek” (13)
• “Bu zamana kadar çıkan en kapsamlı paket” (12)
• “Belediyeler 1 ileri 2 geri çalışıyor” (10)
• “Huzurlu bir bayram için hazırlıklar tamam” (9)
• Bayram sonrası elektrik kesintisi var (7)
• Elif Beldesi söz verilen kütüphanesini istiyor (7)
• Sanko Park kiracılarıyla iftar yemeğinde buluştu (7)
• Kenan Doğulu konseri hangi şehirde olsun? (7)
• Yeni Adli Yıl açıldı (6)
 
Röportaj


“En çok Çarşı’nın o havasını özlüyorum”
Ekstra Dergimizin bu sayısında Organize Sanayi Başkanı ve Naksan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Nakıoğlu ile sohbe
 
Rehber Tüm Kayıtlar 
 
Ekspres Gazetesi Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir.
Tel : 0 342 230 30 90 - 91 Incilipinar Mah. Sabahat Göğüş Cad. Vakıflar İş Merkezi No:20/C Gaziantep