• GERÇEKÇİ VE YALANCI
09 Şubat 2010
Ülkü, Atatürk’ün manevi evladı Ülkü anlatıyor…
“Atatürk, yalanın çok kötü bir şey olduğunu, bütün kötülüklerin kaynağı olduğunu söylerdi. Bu konuda beni öyle yetiştirdi ki yalan söylemenin ne olduğunu bilmiyorum.
Atatürk Dolmabahçe’de hastayken, eskiden olduğu gibi kendisiyle oynamak ve konuşmak istediğimde, doktorlar 10-15 dakika izin verirlerdi.
Odaya girer girmez koşar, yatağına atlar, ellerimle saçlarını okşardım.
Atatürk, bir ara iki gün süren komaya girmişti. Ayılınca, komaya girdiğini kendisinin bilmemesi isteniyordu doktorlarca.
Atatürk komadan çıkmış, biraz rahatlamıştı. Odasına girmek istediğimde, doktorlar bana sıkı, sıkı tembih ederek, komaya girmiş olduğunu söylememi istemişlerdi.
Bu tembih üzerine duraklamamdan benim yalan söyleyemeyeceğimi anlayan orada bulunanlar, Atatürk’ün sağlığı için durumu söylemem gerektiğini söylediklerinde, sorarsa yalan söyleyeceğime karar verdim.
Yattığı odanın kapısını yavaşça açıp, içeri süzülüverdim. Her zamanki gibi yatağına atlamadığımı, saçlarını okşamadığımı gören Atatürk bana dönerek ‘Ülkü, sana bir şey soracaktım; ama vazgeçtim.’ demişti.
Çünkü durumu Atatürk anlamış, sırf benim yalan söylememem içim soru sormaktan vazgeçmişti.” diyor Ülkü.
x x x
Mukaddes kitabımız olan Kuran’ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde de, yalanın en büyük günah olduğu belirtilmektedir.
Her “Müslüman’ım” diyen kişi Kuran’a sadık kalarak yalan söylememelidir. Ama hayata bakıyorsunuz, ülkemizde ne kadarda çok yalan söyleniyor.
Size bir örnek vermek isterim.
Dininin bütün olduğunu söyleyen, sünnettir diye sakal bırakan, bir kuruluşu da yöneten zat, sırf kiradan kesilecek stopajın az olması için, kirayı az göstermeyi teklif ediyor ve bunda da başarı sağlıyor. Aradaki kira farkını elden ödüyor…
Şimdi sormak gerekmez mi?
Yalan söylemek Allah’ın emrine uymamaktır, kitabına ters düşmektir; diye sormak gerekmez mi?
x x x
Acaba, din konusunda, mangalda kül bırakmayan ama uygulamaya gelince Kuran’a ters düşen bu gibi insanlara, Kuran’ın yalanla ve doğrulukla ilgili ayetlerini hatırlatsanız, yüzleri kızarmaz mı?
Utancından yüzü kızaran bir delikanlıya Diyojen şöyle demiştir: “Aferin, işte faziletin rengi budur!” |